Karpinar Köyü Sitesi

Ana Sayfa - Portal - Forum - Üyeler - Giris - Kayit - Iletisim - Radyo

Portal Duyuru!

Karpinar Köyü Sitesinin E-mail Adresi degismistir,Yeni E-mail Adresimiz KarpinarKoyu@KarpinarKoyu.com

 
Pir Sultan Abdal

 

Pir Sultan Abdal, yedi ulu Alevi ozanindan birisidir.Kisiligiyle, sanatiyla, direnisiyle günümüzde de güncelligini ve hakliligini korumaya devam ediyor.
Pir Sultan Abdal’in asil ismi Haydar’dir. Soyu Yemen’den olup oradan Hoy’a yerlestikleri Anadolu’ya göçle beraber Sivas Yildizeli Banaz yaylasina yerlestigi belirtilmektedir. Kesin dogum ve sahadet tarihi bilinmemekle beraber 1500’lü yillarda yasadigi varsayilmaktadir. Pir Sultan Abdal’in en büyük özelligi ne pahasina olursa olsun inandigi degerlerden zerre kadar taviz vermemesidir. Pir Sultan Abdal’in günümüzde de oldukça popüler olan siirlerinden anlasildigi üzere, Pir Sultan komple bir insandir. O salt bir sair degil, ayni zamanda halkin önderi, sözcüsü olarak siyasi bir kisiliktir de. Nitekim bunu bilen Osmanli devleti, Pir Sultan’a mevki makam sunmus bunda basarili olamayinca Pir Sultan’i idam ettirmistir. Osmanli devleti onu idam edip yok edeyim derken Pir Sultan Abdal daha da ölümsüzlesti.

Pir Sultan Abdal, siirlerinde genellikle Alevi davasina ve ulularina olan bagliligini islemistir. Bunlarin basinda da Hz. Muhammed, Hz. Ali, On iki Imamlar, Haci Bektasi Veli gelmektedir. Pir Sultan kendi çaginin acilarina ancak direnisle son verilecegini coskulu bir sekilde siirlerinde dile getirmistir. Pir Sultan Abdal’in yasadigi 1500’lü yillarda Anadolu da Osmanli zulmü vardi. Osmanli devleti halki agir vergilere bagliyor olmadik baskilar uyguluyordu. Bu baskilarin sonucu sürekli isyanlar, baskaldirilar gelisiyordu. Gelisen baskaldirilar anli-sanli Osmanli imparatorlugunu sarsiyordu. Osmanli imparatorlugunun yöneticileri sadece isyan edenleri degil, bir bastan bir basa tüm halki kiliçtan geçirip, kanli saltanatlarini sürdürüyorlardi. Iste Pir Sultan Abdal böylesi kosullarin agir oldugu bir dönemde Anadolu’yu karis karis gezerek bir muhalefet hareketi gelistiriyor ve halki sömürücü düzene karsi direnmeye çagiriyordu. Pir Sultan Abdal’in çagrisi salt Aleviler için degil, Osmanlinin sömürge düzeninden rahatsiz olan herkeseydi. Pir Sultan’in en büyük propaganda malzemesi Alevi ögretisindeki esitligi, paylasmaciligi dile getirdigi siirleriydi. Pir Sultan Abdal Alevi ögretisi hakkinda muazzam bir bilgi birikimine sahipti. Bu bilgisini siirlerine yansitiyor, bir ‘yol’ insani olarak inancinin gereklerini yerine getiriyordu. Bilindigi gibi Alevi inancinin en belirgin özelliklerinden biriside, ne pahasina olursa olsun haksizliga, sömürüye, zalimin zulmüne karsi olmaktir. Pir Sultan bu ilkeyi sonuna kadar savundu ve sonunda da Osmanli devletinin Sivas pasasi Hizir (Hinzir) tarafindan astirilarak ilkeleri ugruna sehit edildi.

Pir Sultan Abdal, Alevi toplumunun yetistirdigi en büyük kahramanlardan biridir. Pir Sultan Abdal eylemiyle, sanatiyla bir çigir açmistir. Anadolu da Pir Sultanlar gelenegini baslatmistir. Bu gelenek onurlu, erdemli insan olma gelenegidir. Bu gelenek ve yarattigi degerler, evrensel anlamda bütün insanlik için bir sereftir.


16. Pir Sultan Abdal'dan Seçme Siirler

1. Derleyen: ismail Kaygusuz

Koyun beni Hak askina yanayim

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Yolumdan dönüp mahrum mu kalayim

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Benim pirim gayet ulu kisidir
Yediler ulusu Kirklar esidir
On Iki Imamin server basidir
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Kadilar müftüler fetva yazarsa
Iste kemend iste boynum asarsa

Iste hançer iste boynum keserse

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Ulu mahser olur divan kurulur
Suçlu suçsuz gelir anda derilir
Piri olmayanlar anda dirilir
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Pir Sultan'im arsa çikar ünümüz
O da bizim ulumuzdur pirimiz

Hakka teslim olsun garip canimiz

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

2.

Yas u matem günü derdim yeniler

Yarin sesi kulagimda çinilar

Sordum ki daglara niçin iniler

Dedi çekticegim karin elinden

Alnima yazilmis kara yazilar
Itikattir talip pirin arzular
Sordum ki çamlara neden sizilar
Dedi çekticegim pürün elinden
Varup Hakkin divanina durursun
Pervan olup ask oduna yanarsun

Sordum degirmene ne hos dönersin

Dedi çekticegim perin elinden

Varup bir pir ile pazar edersin
Oturup da ikrarini güdersin
Sordum garip bülbül niçin ötersin
Dedi çekticegim harin elinden
Serçesmeden gelir suyun durusu
Nasibimiz verir pirin birisi

Dedim Pir Sultan'im benzin sarisi

Dedi çekticegim yarin elinden.

3.

Gelmis iken bir habercik sorayim

Niçin gitmez Yildiz dagi dumanin

Gerçek erenlere yüzler süreyim

Niçin gitmez Yildiz dagi dumanin

Alçaginda al kirmizi tasin var
Yükseginde turnalarin sesi var
Ben de bilmem ne talihsiz basim var
Niçin gitmez Yildiz dagi dumanin
Benim sahim al kirmizi bürünür
Dost yüzün görmeyen düsman bilinir

Yücesinden Sah'in ili görünür

Niçin gitmez Yildiz dagi dumanin

El ettiler turnalarla kazlara
Daglar yesillendi döndü yazlara
Çigdemler takinsin söyle kizlara
Niçin gitmez Yildiz dagi dumanin
Sah'in bahçesinde gonca gül biter
Anda garip garip bülbüller öter

Bunda ayrilik var ölümden beter

Niçin gitmez Yildiz Dagi dumanin

Ben de bildim su daglarin sahisin
Gerçek erenlerin nazargahisin
Abdal Pir Sultan'in nazargahisin
Niçin gitmez Yildiz dagi dumanin
4.
Ben de su dünyaya geldim sakinim

Kalsin benim davam divana kalsin

Muhammed Ali'dir benim vekilim

Kalsin benim davam divana kalsin

Yorulan yorulsun ben yorulmazam
Dervis makamindan ben ayrilmazam
Dünya kadisindan ben sorulmazam
Kalsin benim davam divana kalsin
Ben de vekil ettim Bari Hüda'mi
O da kulu gibi zulüm ede mi

Orda söyletirler bir bir adami

Kalsin benim davam divana kalsin

Mümin müslüm dösürür de cem olur
Anda sinik yaralara em olur
Kara tas erir de safi dem olur
Kalsin benim davam divana kalsin
Pir Sultan Abdal'im dünya kovandir
Giden adil beyler kalan ihvandir

Muhammed divani ulu divandir

Kalsin benim davam divana kalsin

5.

Su yalan dünyaya geldim giderim

Gönül senden özge yar bulamadim

Yaralandim al kanlara bulandim

Gönül senden özge yar bulamadim

Güzel olan neyler altin akçayi
Arif olan düzer türlü bohçayi
Vücudunda seyreyledim bahçeyi
Dosta el degmedik nar bulamadim
Güzellerin zülfü destedir deste
Erenler Hak için oturmus posta

Bir zaman sag gezdim bir zaman hasta

Hasta halin nedir der bulamadim

Felek kirdi benim kolum kanadim
Baykus gibi viranlarda tünedim
Bugün üç güzelin nabzin sinadim
Can feda yoluna der bulamadim
Felek benim kurulu yayim yasti
Her köse basinda yolumu kesti

Keskin kadeh ile dolumdan içti

Yandi yürecigim kar bulamadim

Pir Sultan Abdal'im daglar ben olsam
Üstü mor sümbüllü baglar ben olsam
Alem çiçek olsa ari ben olsam
Dost dilinden tatli bal bulamadim
6.
Çikip gökyüzünde sökün eyleyen

Sam'da Kul Yusuf'u görmeye geldim

Egildim turaba yüzümü sürdüm

Hakkin divanina durmaya geldim

Nurdan kusak kusattilar belime
Hak Muhammed Ali geldi dilime
Inem gidem imamlarin yoluna
Yusuf'tan bir haber almaya geldim
Hani benim hirka ile postlarim
Men tutimi bir kafeste beslerim

Yüküm lal-ü gevher müster'isterim

Alan kardeslere satmaya geldim

Yapusu var usul ile yapulu
Hocasi var kapusunda tapulu
Bir sar gördüm üç yüz altmis kapulu
Kimin açip kimin örtmeye geldim
Pir Sultan Abdal'im dünyadan göçtü
Idris peygamber de donunu biçti

Suyu suya köpr'eyledi kim geçti

Yusuf'tan bir haber almaya geldim

7.

Kur'an yazilirken ars-i Rahman'da

Kudret katibinin elinde idim

Güller açilirken kevn ü mekânda

Bülbül idim gonca gülünde idim

Evvel Cebrail'in ilk kelaminda
Kirklar meclisinde ask meydaninda
Muhammed Ali'nin sir kelaminda
Nihan söylesirken dilinde idim
Kirklar ars üstünde kurdular cemi
Muhabbet halk olup sürdüler demi

Balçiktan yaratti Allah Ademi

Ben ol vakit anin belinde idim

Yunus'un deryaya daldigi zaman
Kirk gündüz kirk gece kaldigi zaman
Ali zülfikari çaldigi zaman
Hayber kalesinde kolunda idim
Pir Sultan'im içtim askin dolusun
Makadir bilmeze vermem yarisin

Bir kusa seksen bin sehrin kapisin

Tayin verilirken yaninda idim

8.

Uyur idik uyardilar

Diriye saydilar bizi

Koyun olduk ses anladik

Sürüye saydilar bizi

Halimizi hal eyledik
Yolumuzu yol eyledik
Her çiçekten bal eyledik
Ariya saydilar bizi
Hak divanina dizildik
Ask defterine yazildik

Bal olduk serbet ezildik

Doluya saydilar bizi

Pir Sultan Abdal'im sunda
Çok keramet var insanda
O cihanda bu cihanda
Ali'ye saydilar bizi
9.
Bir nefescik söylüyeyim

Dinlemezsen neyleyeyim

Ask deryasin boylayayim

Ummana dalmaya geldim

Ask harmaninda savruldum
Hem elendim hem yogruldum
Kazana girdim kavruldum
Meydana yenmege geldim
Ben Hakkin edna kuluyum
Kem damarlardan beriyim

Ayn-i Cem'in bülbülüyüm

Meydana ötmeye geldim

Ben Hak ile oldum asna
Kalmadi gönlümde nesne
Pervaneyim atesine
Semine yanmaga geldim
Pir Sultan'im yeryüzünde
Var midir noksan sözümde

Eksigim kendi özümde

Dârina durmaga geldim

10.

Gafil kaldir gönlündeki gümani

Bu mülkün sahibi Ali degil mi

Yaratmistir on sekiz bin alemi

Irizgini veren Ali degil mi

Gelin vazgeçelim böyle gümandan
Vallahi çikariz dinden imandan
Sefaat umariz On'ki Imam'dan
Anlarin atasi Ali degil mi
Yaratti Mülcem'i o da oldu düsman
Kasdetti Ali'ye son oldu püsman

Kangi kitapta gördün Ömer Osman

Kur'an-da okunan Ali degil mi

Binbir adi vardir birisi Hizir
Her nerde çagirsam orada hazir
Ali'm padisahtir Muhammed vezir
Bu fermani yazan Ali degil mi
Pir Sultan Abdal'am ben bir fukara
Acep bulunur mu derdime çare

Yüzü kara nasil varam huzura

Divanda oturan Ali degil mi

11.

Alçakta yüksekte yatan erenler

Mürvetiniz yok mu aldi dert beni

Basim alip hangi yere gideyim

Gittigim yerlerde buldu dert beni

Oturup benimle ibadet kildi
Yalan söyledi de yüzüme güldü
Yalin kiliç olup üstüme geldi
Çaldi bölük bölük böldü dert beni
Üstümüzden gelen boran kis gibi
Yavru sahin pençesinde kus gibi

Seher çagi bir korkulu düs gibi

Çagirta çagirta aldi dert beni

Abdal Pir Sultan'im gönlüm hastadir
Kimseye diyemem gönlüm yastadir
Bilmem deli oldu bilmem ustadir
Söyle bir savdaya saldi dert beni
12.
Bu kanli zalimin ettigi isler

Garip bülbül gibi zareler beni

Yagmur gibi yagar basima taslar

Dostun bir fiskesi paralar beni

Dar günümde dost düsmanim belloldu
On derdim var ise simdi elloldu
Ecel fermani boynuma takildi
Gerek asa gerek vuralar beni
Pir Sultan Abdal'im can göge agmaz
Haktan emrolmazsa irahmet yagmaz

Su ellerin tasi hiç bana degmez

Ille dostun gülü yaralar beni

13.

Hak nasib eylese dergâha varsam

Daim divaninda dursam ya Ali

Egilsem payine niyaz eylesem

Yüzüm tabanina sürsem ya Ali

Yüzüm tabanina sürdügüm zaman
Kalmadi kalbimde zerrece güman
Kâfire Zülfikar çaldigin zaman
Önünce Kanber'in olsam ya Ali
Kanber gibi hizmetine yeldirsen
Bir dem aglatsan da bir dem güldürsen

Çeküp Zülfikar'i beni öldürsen

Kesmem eteginden elim ya Ali

Hiç çekem mi eteginden elimi
Hak katinda kabul kildim ölümü
Erler dogru sürün Ali yolunu
Mümince kullarin görsem ya Ali
Mümin olan neresinden bellidir
Hakli söyler nefesinden bellidir

Erenlerin cemi gonca güllüdür

Tomurcuk güllerin dersem ya Ali

Mümin olan müslimini getürse
Hakikati Hak cemine yetürse
Dizi dize verüp irfan otursa
Doyunca didarin görsem ya Ali
Pir Sultan'im niyaz eyle pirine
Inan gel Muhammed Ali yoluna

Bu divanda girem kalbin evine

Yarin firsat elden gider ya Ali

14.

Ben gayri nesne bilmezem

Allah bir Muhammed Ali

Özümü gayra salmazam

Allah bir Muhammed Ali

Bir mum yanar bir sisede
Bülbül eglenmez mesede
Yedi iklim dört kösede
Allah bir Muhammed Ali
Iki kus gördüm yuvada
Döner muallak havada

Dagda deryada ovada

Allah bir Muhammed Ali

Yakticagim bir çiraktir
Bindicegim bir buraktir
Yerden göge bir direktir
Allah bir Muhammed Ali
Pir Sultan'im bu bir sirdir
Sirrini saklayan erdir

Ay da sirdir gün de sirdir

Allah bir Muhammed Ali

15.

Arzuladim size geldim

Hünkâr Haci Bektas Veli

Esigine yüzüm sürdüm

Hünkâr Haci Bektas Veli

Pir elinden dolu içtim
Dogdum elinize düstüm
Ak cenneti gördüm geçtim
Hünkâr Haci Bektas Veli
Rehber aradim aradan
Cümle alemi yaradan

Bes tasli sahit getiren

Hünkâr Haci Bektas Veli

Güvercin donunda durur
Cümle eksikler yetürür
Bes tasli sanit getüren
Hünkâr Haci Bektas Veli
Âsiklarin semah döner
Kirk budakta sem'a yanar

Dolusun içenler kanar

Hünkâr Haci Bektas Veli

Bahçende gördüm gülünü
Erenler sürsün demini
Imam Riza'nin torunu
Hünkâr Haci Bektas Veli
Balim Sultan er köçegi
Keser kilici biçagi

Erenlerin bal çiçegi

Hünkâr Haci Bektas Veli

Pir Sultan'im gerçek Veli
Erenlerden çekmez eli
On Iki Imam'in yolu
Hünkâr Haci Bektas Veli
16.
Bu dünyanin evvelini sorarsan

Allah bir Muhammed Ali'dir Ali

Sen bu yolun sahibini ararsan

Allah bir Muhammed Ali'dir Ali

Tahtini terketti Ibrahim Edhem
Süleyman Nebiye verildi hatem
Her kulun alnina yazildi sitem
Allah bir Muhammed Ali'dir Ali
Erenler öldürür yoldan sasani
Ihlas ile kaldirtirlar düseni

Tarikatta her kisinin nisani

Erenler katinda bellidir belli

Erenler elinden dolu içildi
Ol saadette kil ü kal'den geçildi
Firdevsi alâ'da güller açildi
Cennet-i alâ'nin gülidir güli
Pir Sultan Abdal'im ummana daldi
Yenemedi kendin engine saldi

Hakipayinize yüz süregeldi

Erenlerin kemter kuludur kuli

17.

Kocabasli koca kadi

Sende hiç din iman var mi

Harami helali yedi

Sende hiç din iman var mi

Fetva verir yalan yulan
Domuz gubu baga dolan
Sirtina vururum palan
Senin gibi hayvan var mi
Iman eder amel etmez
Hakkin buyruguna gitmez

Kadilar yas yere yatmaz

Hiç böyle bir seytan var mi

Pir Sultan'im zatlarimiz
Gerçektir söhretlerimiz
Haram yemez itlerimiz
Bu sözümde ziyan var mi
18.
Kahpe felek sana n'ettim neyledim

Aksine döndürdün çark-i devrani

Hani n'oldu esk'adalet eski gün

Perisan eyledin cümle cihani

Dayanilmaz âsiklarin derdine
Akil yetmez ezberine virdine
Nakes konmak ister cömert yurduna
Tilki kovdu ülkesinden arslani
Anca bu yaraya dayandi Eyyub
Huda'nin cefasin safaya sayip

Cahiller kamile sen bilmen deyip

Anin için kaybettiler irfani

Pir Sultan'im niye geldin cihana
Kusur senin imis etme bahane
Evvel kullar yalvarirdi sultana
Simdi minnetç'ettin kula sultani
19.
Gözleyi gözleyi gözüm dört oldu

Ali'm ne yatarsin günlerin geldi

Korular kalmadi kara yurd oldu

Ali'm ne yatarsin dar günün geldi

Sancak gele Kazova'ya dikile
Münafik basina taslar döküle
Mümin olanlar da Hakka çekile
Ali'm ne yatarsin günlerin geldi
Kizilirmak gibi bendinden bosan
Hama'dan Mardin'den, Sivas'a dösen

Düldül egerlendi Zülfikar kusan

Ali'm ne yatarsin günlerin geldi

Sene tekmil oldugunu bildiler
Yezid lain gömlegini giydiler
Kasdeyleyüb imamlara kiydilar
Ali'm ne yatarsin günlerin geldi
Abdal Pir Sultan'im bu sözüm haktir
Vallahi sözümün hatasi yoktur

Simdiki sofunun yezidi çoktur

Ali'm ne yatarsin günlerin geldi

20.

Gelin yiyelim içelim

Bu güzellik geçer birgün

Alem yaran yaran olmus

Ali'm sirrin açar olmus

Yeyip yediren bir adem
Eksik etmez bari Hüdam
Gök ekini misal adem
Ani eken biçer bir gün
Yeyip yedirmesi hosdur
Dayan kahpe yürek tasir

Can dedikleri bir kustur

Kus kafesten uçar bir gün

Agaçlarda yesil yaprak
Bastigimiz kara toprak
Yer altinda kefen yirtmak
Boyumuzdan geçer bir gün
Pir Sultan'im düsümüzde
Uzak degil karsimizda

Baykus mezar tasimizda

Dertli dertli öter bir gün

21.

Yel esti mi aska gelir sallanir

Mart ayinda yesillenir agaçlar

Kipkirmizi donlar giyer allanir

Hu dost çagirir sallanir agaçlar

Çiçek açar domur domur dal verir
Kimi uzar birbirine el verir
Kimi meyva verir kimi gül verir
Kuslar üstünde dillenir agaçlar
Yazbaharda bahçe ile bag ile
Kaba çamin gürlemesi dal ile

Koç yigidin eglenmesi yar ile

Muhabbet eder eglenir agaçlar

Pir Sultan Abdal’im Hatayi sahim
Adem için ne halk etmis Allah’im
Güz gelince salar yapragin dalin
Vakti geldimi sulanir agaçlar
22.
Hizir Pasa’nin zulmü var ise

Ne yapayim benim de bir ahim var

Senin tuglu padisain var ise

Benim arkam kal’em bir Allahim var

Sol icra Tanrisi yatmaz uyumaz
Kimsenin hakkini kimsede komaz
Hünkâr sagir olmus ünümü duymaz
Masumlar bogdurur padisahim var
Gönül verdim ikrar verdim Hayder’e
Geçmem beni etseler pare pare

Irafizi deye çektiler dare

Acab benim bunda ne günahim var

Pir Sultan Abdal’im yedullahimiz
Batina hükmeder padisahimiz
Sahib çikar miskin kul (a) Allahimiz
Sefaat edecek güzel sahim var
23.
Birlik makaminda bir güzel gördüm

Leblerinin sekeri var kandi var

Âsiki çok imis aradim sordum

Nice bencileyin derdimendi var

Cemali geliyor hayalde düste
Canim asumanda kandilde düste
Uzakta yakinda yepinde piste
Her nereye baksam Ali'm kendi var
Gâh bahçeye girer gülden görünür
Gâh mana söylesir dilden görünür

Gâh gönül evinde mihman görünür

Âsikina türlü türlü fendi var

Sükür olsun bu sevdaya ulastim
Muhabbet bagini gezdim dolastim
On Iki Imam'in cemine düstüm
Simdi boynumuzda ask kemendi var
Pir Sultan'im sever böyle dilberi
Bu cümle Cihanin yekta gevheri

Kahrin lutfun çeker ise gel beri

Sevdigimin nerde bir menendi var

24.

Viran bahçelerde bülbül öter mi

Gönül eglencesi gül olmayinca

Merhemsiz yaralar unar biter mi

Bir gerçek Veliden el olmayinca

Nefse uyan Hakka uymus degildir
Gaziler namazin kilmis degildir
Bu gezen abdallar dervis degildir
Arkasinda hirka sal olmayinca
Tabib olmayinca yaram sarilmaz
Mürsid olmayinca Pire varilmaz

Yüzbin asker olsa yezid kovulmaz

Eli Zülfikar'li Al (i) olmayinca

Bu ask meydaninda bir divan olur
O meydana düsen nevcivan olur
Itikatsiz talib bos kovan olur
Vizilar arisi bal olmayinca
Degme arif bunu böyle bilemez
Bilir ama yine arif olamaz

Her mürsid ölüyü diri kilamaz

Hünkâr Haci Bektas Vel (i) olmayinca

Iki melek gelir sual sorarlar
Döker de hurcunu gevher ararlar
Bir kilin üstüne köprü kurarlar
Geçemezsin Hakka kul olmayinca
Pir Sultan'im bastan dalga asirir
Bu askin dolusu aska düsürür

Her bildigin rehber çig mi pisirir

Yanip ateslere kül olmayinca

25.

Çeke çeke ben bu dertten ölürüm

Seversen Ali'yi degme yaram

Ali'nin yoluna serim veririm

Seversen Ali'yi degme yarama

Ali'nin yarasi yar yarasidir
Buna merhem olmaz dil yarasidir
Ali'yi sevmeyen Hakk'ign nesider
Seversen Ali'yi degme yarama
Bu yurt senin degil konup göçersin
Ali'nin dolusun bir gün içersin

Körpe kuzulardan nasil geçersin

Seversen Ali'yi degme yarama

Ilgit ilgit oldu akiyor kanim
Kem gelde didara talihim benim
Benim derdim bana yeter ey canim
Seversen Ali'yi degme yarama
Pir Sultan Abdal'im deftere yazar
Hilebaz yar ile olur mu pazar

Pir merhem çalmazsa yaralar azar

Seversen Ali'yi degme yarama

26.

Ne güzelce muradima ererken

Felek beni nazli yardan ayirdi

Al yanaktan kirmizi gül dererken

Felek beni nazli yardan ayirdi

Demir kafeslerdir benim duragim
Yanar iken yanmaz oldu çiragim
Gün be gün artiyor derdim firakim
Felek beni nazli yardan ayirdi
Yaz gelince yazi yaban yurt olur
Ak sürüye kara koyun kurd olur

Sevip sevip ayrilmasi derd olur

Felek beni nazli yardan ayirdi

Yaz gelince atlar çikar çayira
Kadir mevlam sevdigini kayira
Meger beni senden ölüm ayira
Felek beni nazli yardan ayirdi
Pir Sultan Abdal'im daglari asam
Asam asam irmaklara karisam

Hiç basina gelen var mi danisam

Felek beni nazli yardan ayirdi

27.

Hazreti Ali'nin devri yürüye

Ali kim oldugu bilinmelidir

Alay alay gelen gaziler ile

Imamlarin öcü alinmalidir

Kendin teslim eyle bir serçesmeye
Er oldur ki yarin senden sasmaya
Bir munafik bin gaziye düsmeye
Din askina kiliç çalinmalidir
Yeryüzünü kizil taçlar bürüye
Munafik olanin bagri eriye

Sahib-i zamanin emri yürüye

Sultan kim oldugu bilinmelidir

Çagirirlar filan oglu filana
Ne itibar Yezid kavli yalana
Kilicin arstadir dogru gelene
Ya ser verip ya ser alinmadir
Pir Sultan Abdal'im ey Dede Himmet
Kendine cevr etme aleme rahm et

Istanbul sehrinde ol sahib devlet

Tac-i devlet ile alinmalidir

28.

Gelin özümüze sitem uralim

Hile ile hurda ile hal olmaz

Hakkin divanina nice varalim

Hak katinda yalanciya yer olmaz

Yine gerçeklerden açtik kapuyu
Bir pirin önünde kildik tapuyu
Ari birlik ile yapar yapuyu
Birlik ile bitmeyende bal olmaz
Erenler gafletten kalkti uyandi
Gerçeklerin nefesine boyandi

Bu yolun içine girde uyandi

Be gaziler bunda hiç vebal olmaz

Ali kulu olan Hak'tan utana
Var pazarlik ile cevher satana
Bu yolun içinde riya tutana
Sürün gitsün dört kapuda yer olmaz
Pir Sultan'im eydür kalbimiz nurdur
Müminler gözlüyse munafik kördür

Erenlerin yolu kadimdir birdir

Her tepenin basinda da yol olmaz

29.

Bülbül olsam gül dalinda sakisam

Öz baginda biten gül neme yetmez

Süleymanin kus dilinden okurum

Bana talim olan dil neme yetmez

Dervis oldum pir etegin tutarim
Hakka dogru çekilmistir katarim
Baykus gibi garip garip öterim
Issiz viraneler çöl neme yetmez
Ask kitabin ele aldim yazarim
Yolum Hakka dogru meylim nazarim

Neme gerek dagi tasi gezerim

Karsida görünen yol neme yetmez

Dünyanin ötesi neden malumdur
Anin da aslina eren alimdir
Az yasa çok yasa sonu ölümdür
Bana hirkayla sal çul neme yetmez
Pir Sultan'im sirrim kimseler bilmez
Tevekkül malini erteye koymaz

Kisi kismatindan artugun yemez

Bana kismat olan mal neme yetmez

30.

Haci Bektas tekkesinin disinda

Dediler bir suna asti yaliniz

Ayrilmislar yaranindan esinden

Dediler bir suna asti yaliniz

Esinden ayrildi Bektas'a vardi
Kuru göllerde çok savaslar kildi
Ayrilik haberin Mucur'dan aldi
Dediler bir suna asti yaliniz
Geçti m'ola Kizilirmak boyunca
Çeken bilir ayriligi doyunca

Ayrilmistir On Iki Imam soyunca

Dediler bir suna asti yaliniz

Asti m'ola Kirlangiç'in belini
Avci rast gelirse yolar telini
Arzulamis gider dostun elini
Dediler bir suna asti yaliniz
Pir Sultan Abdal'im gönlümüz pasli
Tutu kumru gibi kafeste besli

Hünkâr Haci Bektas Veli'dir nesli

Dediler bir suna asti yaliniz

31.

Yürü bre Hizir Pasa

Senin de çarkin kirilir

Güvendigin padisahin

O da bir gün dev (i)rilir

Nemrud gibi Anka n'oldu
Bir sinek havale oldu
Davamiz mahsere kaldi
Yarin bu senden sorulur
Sahi sevmek suç mu bana
Kem bildirdin beni Hana

Can için yalvarmam sana

Sehinsah bana darilir

Hafid-i Peygamber'im has
Gel Yezid Hüseynimi kes
Mansur'um beni dâra as
Ben ölünce il durulur
Ben Musa'yim sen Firavun
Ikrarsiz Seytan-i lain

Üçüncü ölmem bu hain

Pir Sultan ölür dirilir

32.

Dagdan kütür kütür hezen indirir

Indirir de ataslara yandirir

Her evin devligin öküz döndürür

Ireçberler hosça tutun öküzü

Öküzün damini alçacik yapin
Yas koman altini kuruluk sepin
Kosumdan kosuma gözünden öpün
Ireçberler hosça tutun öküzü
Pir Sultan'm der ki kaynar cosunca
Tekne hamur kalmaz ekmek pisince

Adem At (a) öküzün çifte kosunca

Ireçberler hosça tutun öküzü

33.

Gidi Yezid bize Kizilbas demis

Meger Sah'i sevmis dese yoludur

Yetmis iki millet sevmezler sahi

Biz severiz Sah'i Merdan Ali'dir

Kirkimiz da bir katara dizildik
Hak Muhammed ümmetine yazildik
Hakikat serbeti olduk ezildik
Biz içeriz bize sunan Ali'dir
Gidi Yezid bizler haram yemedik
Batindaki gördügümüz demedik

Ikrar birdir dedik geri dönmedik

Yedileriz birincimiz Ali'dir

Muhammed dinidir bizim dinimiz
Tarikat altindan geçer yolumuz
Hem Cibril-i Emin'dir rehberimiz
Biz müminiz mürsidimiz Ali'dir
Pir Sultan'im Nesimi'dir pirimiz
Evvel kurban ettik Sah'a serimiz

On Iki Imam meydaninda dârimiz

Biz sehidiz serdarimiz Ali'dir

34.

Emek çektim bir ev yaptim erenler

Yine bu güzele bildiremedim

Bahar geldi çiçek bitti ot bitti

Toprak güldü tasi güldüremedim

Önüne rehber almistir kadiyi
Gelir kitabin okuyu okuyu
Burhan ile buldum yetmis ikiyi
Ikisin bir kaba sigdiramadim
Yüregimde belli belli yaralar
Seytan kalbin almis gözün köreler

Hakka niyaz eylemeye ar eyler

Egilip bir secde kildiramadim

Hu demine bir ikrari güdenin
Tuh yüzüne ikrarindan dönenin
Pir Sultan'im munafikin nadanin
Gönül aynasini sildiremedim
35.
Hizir Pasa bizi berdar etmeden

Açilin kapilar Sah'a gidelim

Siyaset günleri gelip yetmeden

Açilin kapilar Sah'a gidelim

Gönül çikmak ister Sah'in kösküne
Can boyanmak ister Ali müsküne
Pirim Ali On Iki Imam askina
Açilin kapilar Sah'a gidelim
Her nereye gitsem yolum dumandir
Bizi böyle kilan ahd ü amandir

Zincir boynum sikti hayli zamandir

Açilin kapilar Sah'a gidelim

Ilgin ilgin eser seher yelleri
Yare selam eylen Urum Erleri
Bize Peyik geldi Sah bülbülleri
Açilin kapilar Sah'a gidelim
Çikarim bakarim kale basina
Mümin müslümanlar gider isine

Bir ben mi düsmüsüm can telasina

Açilin kapilar Sah'a gidelim

Yaz seli gibiyim akar çaglarim
Hançer alip cigercigim daglarim
Garip kaldim su arada aglarim
Açilin kapilar Sah'a gidelim
Pir Sultan'im eydür mürvetli Sah'im
Yaram basverdi sizlar cigergahim

Arsa direk direk de olmus ahim

Açilin kapilar Sah'a gidelim

36.

Ben de su dünyaya geldim geleli

Emanetten bir don giymise döndüm

Sahibi çikti da elimden aldi

Koru yerde koyup yaymisa döndüm

O yar geldi geçti geri bakmadi
Hendekler kazdirdim sular akmadi
Çok yuva bekledim cücük çikmadi
Bos yuva beklemis yoz kusa döndüm
Pir Sultan Abdal'im bu dünya fani
Bastan basa kim sürdü bu devrani

Yarin bir çift sözü üsüttü beni

Yüce dag basinda buymusa döndüm

37.

Sofi mezhebimi niye sorarsin

Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

Gözlüye gizli olmaz ne ararsin

Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

Egnimize biz kirmizi giyeriz
Halimizce biz de mana duyariz
Imam Cafer mezhebine uyariz
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz
Her kulun çiragin yaksa Hak yakar
Mümin olanlari katara çeker

Aslimiz On Iki Imam'a çikar

Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

Muhammed Ali'dir Kirklarin basi
Ani sevmeyenin nic'olur isi
Yezid'e lanetle atalim tasi
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz
Biz tüccar degiliz alip satmaziz
Erenler malina hile katmaziz

Gönlümüz genistir biz kin tutmaziz

Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

Ilkbaharda açilmistir gülümüz
Hakkin dergâhina gider yolumuz
On Iki Imami okur dilimiz
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz
Pir Sultan'im söyler ganidir gani
Evveli Muhammed ahiri Ali

Anlardan ögrendik erkâni yolu

Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz

38.

Gelin canlar bir olalim

Münkire kiliç çalalim

Hüseyn'in kanin alalim

Tevekkeltü taalallah

Özü öze baglayalim
Sular gibi çaglayalim
Bir yürüyüs eyleyelim
Tevekkeltü taalallah
Açalim kizil sancagi
Geçsin yezitlerin çagi

Elimizde ask biçagi

Tevekkeltü taalallah

Pir Sultan'im geldi cusa
Münkirlerin akli sasa
Takdir olan gelir basa
Tevekkeltü taalalla


Kalender Çelebi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Sah Ismail Hatayi Iliskileri Üzerine

Ismail Kaygusuz

Pir Sultan Abdal, Kalender Abdal’a bagli bir talip oldugu gibi kendisi de Imam Riza soyundan bir Seyyid olarak Kul Himmet’in Dede’sidir. Inanç baglaminda belli bir dönem Anadolu Kizilbaslarinin (Alevi-Bektasiler) Mürsid-iKamil olarak baglanip pesinden gittikleri, Sah Ismail Safevi’yi (1487-1524) ayni zamanda, can, dervis, derdimend vb. sifatlarla birlikte, daha çok Sah Hatayi tapsirmasi-mahlasiyla büyük Alevi ozani olarak taniyorlardi. Aralarindaki iliskiler konusunda “Büyük Ozan, Siir Dilinin Ustasi, Siyaset ve Mücadele Adami Dede Kul Himmet” (www.alewiten.com/Düsünürler) makalemizde genis açiklamalar yapmaya çalistik. Burada da çok kisa olarak yinelemek yararli olacaktir:

Bu üç büyük Alevi-Kizilbas ermis ozani birbirinden etkilenmis ve çok kez nefesleri birbirine karistirilmistir. Içlerinde yasça en küçügü olan Kul Himmet birçok siirinde hem Sah hem ozan olarak Hatayi'yi ve ustadi-piri olarak Pir Sultan'i zikretmistir. Pir Sultan'in da yukarida verdigimiz örneklerde görüldügü gibi, bazi siirlerinde Sah Hatayi'nin adi geçmekte. Ayrica Sah Hatayi'nin, o dönemlerde Haci Bektas Veli Dergâhinin Pir'i, Balim Sultan (1450?-1418?) hem de kardesi Kalender Çelebi (1483?-1428) üzerine birer siiri vardir. Bu kisiler, Sah'in kendi inanç ve siyasetinin kaynagi Haci Bektas Veli'nin temsilcileri oldugu kadar, Küçük Asya'da yasamakta olan Alevi-Kizilbaslarin birinci derecede bagli olduklari dergâhin basindaydilar. Alevi topluluklarin manevi önderleri Dede'ler, her yil orada kazan kaynatip icazet aldiktan sonra gelip Cem-cemaatlarini yaptiriyorlardi. Hatayi’nin, özellikle Balim Sultan'i öven siiri tamamiyla siyasidir. Olasiyla 1509'da, II. Bayezid'in izniyle Osmanli sinirinda Yildiz Dagi çevresinde bir süre kalisi sirasinda yazmistir (1)

Burada yapilan Cemlere ve siyasi toplantilara Haci Bektas Dergâhi'ndan Balim Sultan'i temsilen Kalender Abdal, ayni Dergâhtan icazetli dede Pir Sultan Abdal ve henüz 17-18 yaslarinda bulunmasina ragmen ozanligiyla kendini kabul ettirmis Safevi soylu dede Kul Himmet de katilmistir. Bu genis katilimli siyasi toplantilarda ozan olarak Sah Ismail Hatayi, Pir Sultan ve Kul Himmet'in biraraya geldiklerini belirleyen Kul Himmet köyünde (Varzil-Görümlü) anlatilan bir önemli söylence ve üçünün de adini birarada zikreden nefesler mevcuttur. Kalender Abdal bu üç ozanin biraraya gelisini, çok genis yorumlara açik görünen “Eli kanlilarin elin yumaga” dizesiyle vermistir. Kalender üçünü de cümle âsiklarin atasi ilan etmektedir:

Ezel-i ervahtan ceddim cemalim

Hatayi Kul Himmet Pir Sultan geldi

Eli kanlilarin elin yumaga

Hatayi Kul Himmet Pir Sultan geldi

(...)

Kalender yok bu sözümün hatasi

Bes harftendir âsiklarin futasi (Âsiklarin çektigi –bes harfli- masuk’tandir)

Üç âsiktir cümle âsik atasi

Hatayi Kul Himmet Pir Sultan geld (2)

Kul Himmet dondan dona geçen, sürekli bir dönüsüm içinde herseyde, heryerde ve bütün sevdigi kutsadigi kisiliklerde Ali'yi gördügünü anlattigi nefesinde ikisini de anar. Ali hem kendisinde, hem de Sah Hatayi ve Pir Sultan'dadir:

Ali'sin Muhammed yoktur gümanim

Seriat içinde dinimsin Ali

Tarikat içinde sirr-i ummanim

Marifet içinde pirimsin Ali

(...)

Dilek diler seni severim canda

Kul Himmet, Hatayi, Pir Sultan sende

Ruz-i mahserde ulu divanda

Mümine sefaat edensin Ali

Kul Himmet bir baska nefesinde, Hatayi'nin siirine benzek yaparak; hem onun söylemiyle hem de onu arada kullanip Haci Bektas'a yalvariyor. Ayrica Pir Sultan yolundan gittigini ve ondan ayrilmak istemedigini ögreniyoruz:

Hatayi'm (e) Kul Himmet eder niyazi

Pir Sultan yolundan ayirma bizi

Ol mahser gününde isteriz sizi

Muhammed önünde car Haci Bektas

Sah Ismail Hatayi, Pir Sultan ve Kul Himmet'in Yildiz daginda bulusup dem-devran geçirdikleri, hal diliyle muhabbet ettiklerini belirleyen bir söylence anlatilmaktadir Kul Himmet’in köyü Varzil'da. Irfan Çoban'in derledigi söylenceye göre tarikati yürüttükten, yani cem-cemaattan sonra Yildiz daginda üçü birlikte geziye çikar. Bir ara kirda çiçekler arasinda oturur kendilerine sunulan bir tas bali yemege hazirlanirken Pir Sultan: “Dostlar, bu bala birer isaret koymadan yemeyelim!'' diye öneride bulunur. Digerleri öneriyi kabul ederler.

Bunun üzerine her keresinde ikisi hakem olur biri isaretini söyler. Önce Kul Himmet baslar; hal diliyle buyurur bir ari gelip bali yemege girisir. Hatayi: “Ey Kul Himmet, viziltin kesilmesin,balini eller yesin!'' der. Bu, bir çesit Kul Himmet'in geleceginin görülmesi okunmasidir.

Pir Sultan Abdal emreder; bir kil takilir bala. Hatayi: “Ey Pir Sultan, sen de bala düsürdügün kil ile asilasin” dedigi için o da ipe çekilmistir.

Sira Hatayi'ye gelince; bala el atar, bal tasi münevver olur (aydinlanir). Kul Himmet ile Pir Sultan ayni anda: “Ey Hatayi, balin çok olsun, yemeye doyma!” Sultan Hatayi tutkuludur ve çok kazanmistir, ama yemeye doyamamistir…

Önce Kul Himmet yikanmak için Kizilirmak’a girer ve “Vah, vaah!” der. Arkadaslari: “Ne oldu sana?” diye sorarlar. Kul Himmet: “Aah, Simir'in açtigi yaraya su degdi!'' Sonra Pir Sultan soyunup suya girer, irmak daha çok kanlanir. “Vaah!” der Pir Sultan. Arkadaslari ona “Ne oldu?'' diye sorarlar. O da, “Cude kizi Esma'nin elinden içtigim zehirin acisi yakti beni” der.

En son Sah Hatayi irmaga girer ve su tamamiyla kizilkan akmaya baslar. Hatayi de “Vaah!”' diye inler. Öbürleri “peki sana ne oldu?'' diye sorunca, “Mülcem oglunun açtigi yaraya su degdi” diye yanitlar Hatayi.

Iste o zaman anlarlar ki, Kul Himmet Imam Hüseyin, Pir Sultan Abdal Imam Hasan ve Sah Ismail Hatayi de Ali'dir. Iste o günden beri Kizilirmak kipkizil akmaktadir. Bu söylence, Kalender Çelebi'nin “cümle âsik atasi” üç büyük ozanin Yildiz dagi büyük Kizilbas birlik toplantisinda karsilikli muhabbet ettiklerini açikça göstermesi disinda, iki önemli olayi da vurgulamaktadir: Birincisi, dönemin Anadolu Alevi-Bektasi-Kizilbas toplumu Sah Ismail Hatayi'yi Ali olarak tanidiklari ve onun donunda Ali'nin zuhur ettigine inandiklari (Kizilbas siyasetinin en önemli parçasiydi bu) gibi, Kul Himmet'i Imam Hüseyin, Pir Sultan'i da Imam Hasan olarak öne çikartip degerlendirmis ve büyük saygi göstermislerdir. Otuzuna yaklasmis bulunan Pir Sultan ile 17-18 yaslarindaki Kul Himmet'e, henüz yirmiüçüne yeni girmis Sah Ismail'i baba ve seçmis onlari kutsal aileden, ehlibeytten saymislardir.

Ikincisi dogrudan Kizilirmak'in, padisah fermanlariyla katledilip içine atilan Kizilbas yiginlarin kanlarinin rengini almasinin simgesel öyküsüdür. Binlerce-onbinlerce Ali'lerin, Hasan ve Hüseyin'lerin bu irmaga karismis kanlarina dolayli göndermedir.

Yine Kul Himmet bir düvazimam nefesinde, yardima çagirdigi Muhammed Ali ve Oniki Imamlari zikrederken üç ozanin adini birlikte aniyor. Hatta ilk dörtlükteki “Bastigin topraklar derman derdime” dizesini, dogrudan Sah Ismail'in Yildiz Yaylasina gelisiyle ilgili görmek çok olasidir. Anadolu'nun her yöresinden gelen Alevi önder ve dedelerinin, Haci Bektas Dergâhi'nin basinda bulunan Balim Sultan'in temsilcisi olarak Kalender Çelebi'nin de katildigini düsündügümüz bu büyük toplantida; Haci Bektas Dergâhinin basini çektigi siyaset, Anadolu'da yasayan -özellikle Osmanli ülkesinde oturan Alevi-Kizilbas Türkmenlerin kendi topraklari “dertlerine derman'' olacagi gerçegidir. Yani Kizilbas devleti Iran'da kurulup, Sah'in Tebriz'den Küçük Asya'yi yönetme siyaseti elestirilmis ve Kizilbas Safevi siyasetinin derhal degistirilmesi arzu edilmis. Kizilbas ihtilalini gerçeklestiren kaynaga, yani basin gelip gövdenin üzerine oturmasi gerektigi tartisilmistir. (Bu görüsün genis açilimi ve Yildiz Dagi birlik toplantisi için bkz. Ismail Kaygusuz: Görmedigim Tanriya Tapmam, Alevilik-Kizilbaslik ve Materyalizm. Alev Yayinlari, Istanbul 1996: 220-232; Ismail Onarli: Sah Ismail. Can Yayinlari, Istanbul 2000: 73-86) Kul Himmet'in sözünü ettigimiz düvazimam nefesinin birinci ve sonuncu dörtlüklerini konumuzla çok yakin ilgisi dolayisiyla asagiya aliyoruz:

Siperimde verdin bunu yedime

Yetis car günleri Ali Muhammed

Bastigin topraklar derdime derman

Yetis car günleri Ali Muhammed

(...)

Kul Himmet Hatayi Pir Sultan geldi

Kur'an Muhammed'e kandilden indi

Mucizatin gören bu dine indi

Yetis car günleri Ali Muhammed


Pir Sultan'in Haci Bektas Dergâhi'na Bagliligi

Pir Sultan zaten Haci Bektas Veli Dergâhi'ndan el almis, Pir Balim Sultan elinden dolu içmistir. Dergâh esigine yüz sürdügünü belirttigi nefesten anlasildigi üzere, Balim Sultan sagdir.

Pir Sultan'in Piri, C. Öztelli'nin ileri sürdügü gibi, iki siirinde adi geçen kesinlikle “Hasan Efendi” olamaz.

Hasan Efendi postunda oturur

Rumun abdallari hizmet yetirir

Zemheride deste gülü getirir

Haci Bektas Veli Sultan Balim var

Bu dörtlügün geçtigi nefeste Pir Sultan Abdal, Haci Bektas Veli ve Balim Sultan'a sevgisini anlatmaktadir. Üstelik siirin sonunda ``Pir Sultan'im biat ettik ol erden'' demektedir. Bir baska siirinden, Hasan Efendi'nin Koyun Baba Tekkesi postnisini oldugu da rahatlikla çikarilabildigine göre (bkz. Cahit Öztelli, agy, s. 38-39 ve 190), onu Haci Bektas Dergâhi'na halife yapmak zorlamadan baska birsey degildir. C. Öztelli, Pir Sultan'in asilma tarihini 1617'lere kadar yaklastirdigi için bu zorlamayi yapmis olmalidir.

Hasan Efendi, Dergâh'ta yapilan Cem'lerde 12 hizmet postlarindan birinde oturmus olabilir. Hatta Pir Sultan'in kendisi bir nefesinde, “Ayn-i Cem'in bülbülüyüm” dedigine bakilirsa o da, saz çalip deyis okuyan “Zakir” postunda oturmustur.

Arzuladim sana geldim

Hünkâr Haci Bektas Veli

Esigine yüzler sürdüm

Hünkâr Haci Bektas Veli

Pir elinden dolu içtim
Erenler demine düstüm
Ak cenneti gördüm geçtim
Hünkâr Haci Bektas Veli
Kirk Budak'ta sema yanar
Dolusun içenler kanar

Abdallari semah döner

Hünkâr Haci Bektas Veli

(...)

Balim Sultan er köçegi

Keser kilinci biçagi

Cümle erenler gerçegi

Hünkâr Haci Bektas Veli

Pir Sultan'im gerçek veli
Erenlerden çekmem eli
On'ki imamin serveri
Hünkâr Haci Bektas Veli
Haci Bektas Veli, onun dilinde hem Muhammed Mustafa, hem Haydar-i Kerrar'dir (Ali'dir). Gerçek Sah odur:
Firdevs-i ala'da bir yanal elma

On sekiz bin alem nuru dediler

Muhammed Mustafa Haydar-i Kerrar

Hünkâr Haci Bektas Veli dediler

(...)

Pirim der ki Bektasiyim Bektasi

Size nasip veren ol nasil kisi

Sikar un ederdi örs gibi tasi

Budur cümlesindenh ulu dediler

(...)

Evvel Ali'ydi sonra sonra Veli oldu

Yol erkân bir zaman batinda kaldi

Urum ellerinden nameler geldi

Budur Hakk'in dogru yolu dediler

Pir Sultan'im eydür Sah'im Veli'dir
Cihani bürüyen onun nurudur
Süphesiz ki Hak Muhammed Ali'dir
Bilmeyene Mülcem soyu dediler
Pir Sultan Abdal Haci Bektas kapisindan, yani Dergâh'dan medet-mürvet bekliyor. Haci Bektas Veli'yi “Pirlerin Piri ve Sahlarin Sahi” olarak niteliyor:
Sensin bizim zahir batin ulumuz

Aman medet mürvet Pir Haci Bektas

Her taraftan sana çikar yolumuz

Ali'sin bir adin var Haci Bektas

Seni sevdik senden yana yakildik
Münkirlerin kesretinden sikildik (kesret : çokluk)
Herbirimiz künc-i gamda takildik (künc-i gam: gam kösesi)
Yetis bu imdada er Haci Bektas
Pirlerin pirisin yok sana teki
Müminin canisin münkirin seki

Zahirde batinda degilsin iki

Yetmis üç milletsin bir Haci Bektas

Sahlarin sahisin zat-i Ali'sin
Her ilmin kânisin Sah-i Veli’sin
Abdal Musa kendi Kizil Deli'sin
Abdallarin basi der Haci Bektas
Pir Sultan Abdal’im sana dayandim
Uyur idim hizmetimden uyandim

Her isteyenlere verdin inandim

Benim de muradim ver Haci Bektas

Görüldügü gibi, Pir Sultan Abdal Haci Bektas Veli'den manevi destek diliyor. Bir baska siirinde Haci Bektas Dergâhi’ndan “nasip alir da var, almaz da” derken, onlari Dergâh'a baglayip “irfan defterine yazdirmak” amacinda olan Pir Sultan, “gelmezleri, görmezleri, bilmezleri” birlige çagirir:

Evvel bu dergâhtan nasip

Alan da var almaz da

Tarikate kadem basip (kadem: ayak)

Gelir de var gelmez de

Sazini almis destine
Hizmet ederdi dostuna
Ahd ile ikrar üstüne
Durur da var durmaz da
Olayim der isen Hizir
Irfan defterine yazil

Hak her yerde hazir nazir

Görür de var görmez de

Için bizim dolumuzdan
Çikman sakin yolumuzdan
Pir Sultan'im halimizdan
Bilir de var bilmez de
Pir Sultan Abdal, Dergâh'ta birlige çagri yaparken kosullari, kurallari da tek tek açikliyor. Yoksa “sürerler dergâhtan haller nic'olur” korkusunu çekiyor, animsatiyor bastan. Kendisi Sah’in, yani Haci Bektas'in “aciz kuludur”, öyle görüyor:
Pir Sultan'im kemter kuldur Sah'ina

Hünkâr Haci Bektas nazargahina

Deli gönül hak ol düs Dergâh'ina

Er olayim dersen er ile görüs

Aksi takdirde:

Pek imis kurulmaz felegin yayi

Ezelden sunulur asigin payi

Iki dinli yüzlü yüze gülücü

Sürerler Dergâh'tan haller nic'olur

Er degildir er nefesi tutmayan
Er pislik temiz etmeyen
Özünü rizaya teslim etmeyen
Sürerler Dergâh'tan haller nic'olur
Erenler kabul eylemez yalani
Içi sual olup disi güleni

Evvel ikrar verip sonra güleni

Sürerler Dergâh'tan haller nic'olur

Pir Sultan’im ihlas çagir Pir'ine
Yerler gökler inler ah ü zarina
Mümin olan çikar Hak divanina
Sürerler Dergâh'tan haller nic'olur
Pir Sultan Abdal inanmistir ki, Pir önünde gerçeklerden söz açilir. Ama “yapi birlik ile yapilir”.
Yine gerçeklerden açtik kapuyu

Bir Pir'in önünde kildik tapuyu

Ari birlik ile yapar yapuyu

Birlik ile bitmeyende bal olmaz

Pir Sultan’im eydür kalbimin nuru
Müminler gözlüyse münafik kördür
Erenlerin yolu kadimdir birdir
Her tepenin basinda da yol olmaz
Pir Sultan Abdal, hem söyle sorar:
Muhammed Ali neslinden kim kaldi

Kim var Haci Bektas Veli'den gayri

Onulmaz yaraya merhem kim sardi

Kim var Haci Bektas Veli'den gayri

Hem de sorusturmasina yine kendisi yanit verir:

Çok sükür olsun Hüda'nin demine

Haci Bektas Veli Sultan Balim var

Mehdi evsafi eyledim temine

Haci Bektas Veli Sultan Balim var

(...)

Bir günes dogdu dünyanin yüzüne

Âsiklarin nur göründü gözüne

Cümle canlar niyaz etti özüne

Haci Bektas Veli Sultan Balim var

Pir Sultan’im biat ettik ol erden
Muhabbet kokusu geliyor serden
Katarindan ayirma Sah-i Merdan
Haci Bektas Veli Sultan Balim var
Anadolu'nun yetistirdigi ve Aleviligin Yedi Ulu'sundan biri olan büyük ozan, artik Haci Bektas Dergâhi'nda daha önce oturmus ve oturmakta olanlarin ve Bektasilerin açik yürekli propagandasi içindedir.
Artik Pir Sultan'a göre “devir Bektasilerindir”. Öyleyse “sevdali, bade süzen, dünyayi gezen, sirlarina güç erilen ama arifler arifi ve hak yoluna canlarini kurban etmekten çekinmeyen Bektasiler” derlenip toparlanmalidir.

Sevda çekmek sanlaridir

Gizlice erkânlaridir

Hak yoluna canlaridir

Kurbani Bektasilerin

Onlar Horasan'i gezer
Demkes olur bade süzer
Seyyah olup daim gezer
Sultani Bektasiler'in
Sirlarina güç erilir
Remizleri geç bilinir

Üstad olan Pir seçilir

Hünkâri Bektasilerin

Arifler arifi gelir
Arife tarif viz gelir
Uzak yakin hep bir gelir
Hassina Bektasilerin
Pir Sultan’im bu ne demek
Yerde insan gökte melek

Hiç cahile çekme emek

Devridir Bektasilerin

Sanki bu derlenis için “Rum (eli)’u fetheden Kirklar serdari Sah Kizil Deli'yi (Seyyid Ali Sultan'i) imdada” çagirmaktadir.

Sah-i Merdan Ali kurdu bu yolu

Hazreti Fatima cihanin gülü

Evvel Seyyid Ali aldi yürüdü

Kirklarin serdaridir Kizil Deli

Pir Sultan'im eydür sancak getiri
Zemheride gonca güller bitiri
Kalenin altin üstüne getiri
Rum'un fethin eden Sah Kizil Deli
***
Hey erenler evliyalar serveri

Himmet eyle bize Sah Seyyit Ali

Tarik-i Naci'nin sensin rehberi

Himmet eyle bize Sah Seyyit Ali

Pir Sultan'im eydür yola âsikiz
Ta ezelden böyle kalbi sadikiz
Severiz ey Sah'im kalbi sadikiz
Rahmet eyle bize Sah Seyyit Ali


Pir Sultan Abdal Yillar Boyu Rumeli'nde Gizlenmisti

Kalender kirimindan kurtulmak için Pir Sultan Abdal nereye kaçmistir? Bunca yil nerelerde gizlenmistir? Saniriz asagidaki nefes bunun karsiligini verecektir:

Akdeniz'i seyreyledik yalida

Böyle aldik nasihati uludan

Tanridagi kurbu Kizil Deli'den

Görünür Imamevleri görünür

Senin âsiklarin geçti rahindan
Korkmaz misin âsiklarin ahindan
Akyazili Sultan'in dergâhindan
Görünür Imamevleri görünür
Senin dervislerin geçer kabâdan (kaba: kaftan, cübbe)
Geydikleri hirkalari abadan (aba: kalin ve kaba kumas)

Her nereye baksan Otman Baba'dan

Görünür Imamevleri görünür

Hünkâr Haci Bektas Veli'nin tahti
Komazdi Yezit'ten alirdi ahi
Her gece seyrimde seherin vakti
Görünür Imamevleri görünür
Hünkâr Haci Bektas Veli askina
Bahçende açilar güller askina

Kerbela'da yatan Imam askina

Görünür Imamevleri görünür

Pir Sultan'im kendi kurdu bu yolu
Yüz be yüz gördügüm Ali'dir Ali
Horasan'da Ali Riza'yi Veli
Görünür Imamevleri görünür
Tahmin edilecegi gibi Pir Sultan Abdal, uzun bir yolculuktan sonra Trakya'ya geçmistir. Imamevleri denilen yere yaklasirken bu siiri yazmis oldugu görülüyor.
Belki uzun bir süre burada oturdu. “Imamevleri”, Otman Baba'nin tekke ve türbesinin bulundugu Tanridagi adi verilen Edirne kirindan ve Akyazili Sultan Dergâhi'nin bulundugu yerden görülebilen bir yerlesme birimidir. (Cahit Öztelli'nin, bu Imamevleri'nin “Iran Sahlarinin ya da Oniki Imamlardan birinin bulundugu bir yer olabilecegini hangi gerekçe ile ileri sürdügünü anlamak dogrusu çok güçtür.)

Açikça anlasildigi üzere Pir Sultan Abdal, Trakya ve Balkan Bektasileri ve Bedreddiniler arasinda uzun zaman kalmistir. Otman Baba'ya bagli Akyazili Sultan dergâhinda (Varna) ve daha çok Haci Bektas Dergâhi'na dogrudan bagli Seyyid Ali Sultan Tekkesi'nde (Dimetoka) yillarini geçirmistir. Bugün Trakya'da yasamakta olan “Amucalilar” adini tasiyan Bedreddini- Alevilerin Cem törenlerinde en çok “Serezli Pir Sultan'in nefeslerinin okundugunun” anlatilmasi çok ilgi çekicidir. (Refik Engin: “Seyh Bedreddin Tarikati” Cem 1994, sayi 41: 48, 49) Bu tezimizi güçlendirdigi gibi, Pir Sultan'in Serez'de de kaldigini göstermektedir. Bedreddiniler onu, Seyh Bedreddin'le eslestirmis, onunla bir görmüs oluyorlar, demektir. Hatta bu Rumeli ve Trakya'da, Banazli kimligini unutturacak kadar uzun yasadiginin da göstergesidir.

Bu konuda Turgut Koca'nin vermis oldugu bilgiler de -Serezli Pir Sultan'in 15. yüzyilda yasamis oldugunda israrli görünmesine ragmen- bu kisinin bizim Banazli Pir Sultan'dan baskasi olmadigini göstermektedir. Turgut Koca sunlari anlatmaktadir:

“Serezli Pir Sultan, Makedonya'deki Bahçe ve Cuma tekyelerinin ilk ruhani önderidir. Kesriyeli Kasim Baba ve Koniçali Hüseyin Babalarla ile Yanya fethinde bulunmustur. Yanya fatihi Arslan Pasa'yi savaslarda korumuslardir. Serezli Pir Sultan fütuhat erlerindendir. Cuma tekyesinde yatir. Büyük Bektasi azizlerindendir.” (Turgut Koca: Bektasi Nefesleri ve Sairleri. Istanbul 1990: 145)

Bizce bu anlatilanlardan sadece, Pir Sultan Abdal'in Makedonya'ya kadar gittigi ve adi geçen tekkelerde Kasim Baba ve Hüseyin Baba ile cemler yürüttügü anlami çikar. Osmanli yönetimine baskaldirmis ve kiyimdan kurtulmus aranan bir kisinin, Osmanli adina fetihlere katilmis olmasi olasi degil. Belki de onu korumak için bu tür söylentiler yaratilmistir. Banazli Pir Sultan hakkinda günümüzü gelmis olan efsanevi bilgilerin Serezli Pir Sultan hakkinda da anlatilmasi ayni kisi oldugunu göstermektedir. Üstelik Turgut Koca su açiklamayi da getirmektedir:

“Serezli Pir Sultan'in adi da Haydar'dir. Yine Serezli Pir Sultan'in ahiret kardesinin (yani musahibinin I. K.) ismi de Gazi Ali Baba'dir. Selanik'e bagli Sarigöl yöresindeki Bahçe tekyesinde türbe içinde yatir” (agy., s. 149)

Serezli Pir Sultan ve Gazi Ali Baba'nin gömülü oldugu söylenen tekkeler, bu ulu kisilerin biraktigi nisanlar ve makamlaridir. Bütün bunlar gösteriyor ki, Pir Sultan Abdal, Serezli Pir Sultan kimligiyle uzun süre Balkanlar ve Rumeli'de yasamistir. Hele musahibi Ali Baba'nin da Bahçe tekkesindeki türbede yatiyor gösterilmesi iki olasiligi gündeme getirmektedir:

Birincisi Pir Sultan Abdal, Kalender kiriminin arkasindan musahibi Ali Baba ile Rumeli'ye geçmis ve uzun süre burada birlikte kalmislardir. Belki Ali Baba Sivas'a gidip geliyor, haber getiriyordu. Ancak Ali Baba'nin, kendisini yana yakila arayan çok yakin talibi ve yoldasi Kul Himmet'ten, Pirinin bulundugu yeri saklamis olmasi düsünülemez. O zaman ikinci bir olasilir beliriyor: Ali Baba uzun aramalar sonunda Pir Sultan'in izini bulmus ve bir süre birlikte kalmistir. Olasidir ki güvencede olduguna ikna ederek, Sivas'a dönmesini saglamistir.

Pir Sultan Abdal'in Seyyid Ali Sultan - diger adiyla Kizil Deli - için okudugu ve onun adinin geçtigi, en az 6-7 nefesi vardir bize ulasan. “Evliyalar serveri” olarak seslenip himmet diledigi Kizil Deli'nin tekkesinde hizmet gördügünü, Baba Ibrahim'le Cem'ler yürüttügünü belirleyen nefeslerden bir örnek sunalim.

Gelin ey erenler seyran edelim

Açildi kapisi Seyyit Ali'nin

Eksigimiz bilip dâra duralim

Himmeti ganidir Kizil Deli'nin

Çekti sancagini daglar dolanir
Mümin olan canlar aska bulanir
Kurbanlar tiglanur çirak uyanir
Çekilir gülbenkler Seyyit Ali'nin
Ne güzel bahari yetmistir simdi
Lalesi sümbülü açmistir simdi

Abdallar semahi tutmustur simdi

Himmeti ganidir Seyyit Ali'nin

Baba Ibrahim sehitler ayirir
Kirklarin ceminden o da beridir
Pirim cansiz duvarlari yürüdür
Himmeti ganidir Kizil Deli'nin
Pir Sultan’im eydür kendi özümüz
Güzelce Sah'ima var niyazimiz

Bir gün kara toprak örter yüzümüz

Himmet'i ganidir Seyyit Ali'nin


Pir Sultan Abdal’in Tanri Inanci ve Ali Tanrisalliginin Anlami

Alevi-Batini tasavvufunun Tanri anlayisi ve bu anlayisa Kuran’in kaynaklik ettigi konusunu “Görmedigim Tanriya Tapmam” (Istanbul 1996: 62-82) kitabimizda genisçe açikladigimiz için burada, sadece büyük Anadolu Alevi ulusu, düsünür ve ozanlarindan birkaçinin söyledikleriyle yetinecegiz. Kendilerine candan bagli bulunan ve onlarin yolundan giden Pir Sultan Abdal’in da Tanri inanci kuskusuz ayni olacaktir.

Pir Sultan Abdal’in Tanri inancini, Alevi-Batini tasavvufunun Tanri anlayisi disinda aramak büyük ozani yadsimak ve onu hiç yasamamis varsaymaktir. Pir Sultan’in gönülevinde konuk eyledigi, özüne ortak oldugu; Ali’sinde gördügü Haci Bektas Veli’sinde kavustugu, Sah’inda ya da Pir’inde yansiyan “hub cemaline” âsik olarak secde edip yüz sürdügü sevgili Tanrisini, “mekândan münezzeh”, “görünmez, bilinmez” ve korku saçan Ortodoks Islamin soyut Tanrisiyla karistirarak savunmaya kalkisanlar, onu bu inancindan dolayi asagilayanlar kadar hakaret etmektedir.

Haci Bektas Veli, “Makalat”ta kendisine bagli olanlarin Tanri anlayisi ve tapinmalarinin özünü gösteriyor:

“…Amma, muhiblerin (sevgiyi din bilenlerin, sevenlerin) taati (ibadetleri) münacaattir (yalvarmak, dua etmektir), seyirdir (Hakka dogru yolculuk), müsahededir (Hakki gözlemek), arzularina ermektir. Ve Çalap Tanriyi bulmaktir. Ve kendulerin yavu kilmaktir (Tanriyla birlesip kendini yitirmek)… Ve halleri birüküb bir olmaktir (Tanriyla bir olmak, tanrilasmaktir). Bunlarin dahi hemandir (Bunlarda dahi ancak bu inanç-ibadet vardir)…Eger muhiblere sorsalarkim, Tanriyi nice bildiniz? Pes, muhibler cevap verelerkim: kendü özümüzden bildik ve hem kendü özümüzü Çalap Tanridan bildik (kendi özümüzde Tanriyi, Tanrida da kendimizi bildik, onunla sevgisidir” (agy, s. 32, 36, 73).

Sünni tasavvufunda Tarikat son kapidir ve o kapidan öteye geçilmez. Geçen dinden çikar, Tanriya sirk kostuguna inanilir. Çünkü ötede ‘ben’ yoktur, ‘biz’ vardir; daha da ötede, yani Hakikat kapisinda ‘ben ve biz’ de yoktur, ‘sen’ diye hitabettikleri ‘O’ vardir ve O’nunla birlesilir (Theosis, Qeosis =Tanrilasma). Haci Bektas’in yukarida söylediklerine Sünni inanci dinsizlik demektedir, çünkü kendisine aykiridir. Oysa Alevi inancinda Tanri anlayisi budur.

Yandaslariyla birlikte zulümlere ve kirimlara ugramis olan tüm gayri-sünni, yani batini-Alevi mutasavviflar yukarida söyledigimiz gibi, Kuran ayetleri ve hadislere, onlarin içsel (batini,ésotérique) anlamlarina dayanarak ve onlarin mecazi yorumlariyla (tevil) inaçlarini yazili ya da sözlü açiga vurmuslardi. Antropomorfist-panteist maddeci inanç Sünniligin dört mezhebine de aykiridir. Örnegin Kaygusuz Abdal’in Tanri inanci da maddeci panteizmden baskasi degildir. O, vahdet-i vücud ’dan (vücut birligi) Vahdet-i mevcud’a (varlik birligi) uzanan çizgi üzerinde yürümekte:

“Evvel ü ahir menem... Cümleye Mabud (Tanri) benem, Kabe benem put benem; Alem külli vücudumdur vücudum, Özüm özüme kiluram sücudum (yani secdeleri, tapinmami kendime yaparim). Esya-yi mahluk Halik’ten ayri degüldir (yani yaratilmis nesneler-maddeler, yaraticisiyla birdir; ayri olamaz, hersey Tanridir. )”

diyerek Madde-Tanri birligi düsüncesine, yani tam anlamiyla Pantheism (pan=pan, Theos=Qeos’tan, ‘Hersey Tanridir’ anlamina gelir) inancina ulasmaktadir.

“Büyük Mutasavvif, Batini Halk Ozani ve Bilgesi Kaygusuz Abdal Sultan” (www.alewiten.com/Düsünürler) baslikli çalismamizda belirttigimiz gibi, Kaygusuz’un asagida yapitlarindan yaptigimiz kisa karsilastirmali alintilar dikkatli okundugunda, hiçbir yoruma gerek kalmadan kisaca vurguladigimiz inanç özellikleri rahatlikla anlasilacaktir. Haci Bektas Veli’nin söylediklerinin baska sözlerle anlatimi ve genisletilmesidir:

“... Hak ile kul arasindaki hicap (örtü) kulun, kendisidir. Allah zerreden günese katreden ummana kadar her yerde dopdolu ... Insan vücudunun hareket ve cümbüsü Haktir. Onsuz esya deprenmez ... Hakki aramak ayriliga taniklik vermek demek olur. Çünkü Allah bütün yaratilmis esyada mevcuttur. Hakki hazir görenler, Haktan gayri is islemezler. Bütün ibadetlerin asli Hakki hazir görmektir. Vacip olan, Allah’i bulmak için herkesin kendisine yönelmesidir.” Kaygusuz Abdal, Dilgusa (Gönüle Ferahlik Veren, yapitindan)

Bedreddin de Tanriya ulasmayi, “Hakka erismek demek insanin kendi saf varligina erismesi demektir” diye açikliyor. (Varidat, s. 125)

“... Imdi herkim herseyi görür, Hakk’tan ayru nice görür. Bunlar Hakk’tan ayru degildür. Çünki Hak taala hazretleri esyaya ‘muhit’ imis. Yabanda aramanin asli yoktur. Yabanda arayanlar bulamadilar. Imdi esyada aramanin asli budur ki delili ‘adem’dür. Yani ‘insan-i kamil’dür... Delil ‘adem’dür, sifat ‘adem’ sifatidur. Ve zat-i kadim’dür. Ezelidür ve ebedidür; Tanri’dur. Her mekânlar anundur ve sifat ve hem alem anundur. Hem sekiller ve hem varlik anundur…”

“Yine Resulullah Sallallahü Aleyhi vesselem buyurdu ki: ‘Külli maksudin magbudun’. Bir kisinin maksudi (yani erismek istedigi merami, arzusu) ne ise Mabudu (Tanrisi) dahi oldur dimek olur. Zira özini bir mürside irisdür. Gözin aç özin bak gör heman kul misun, sultan misun?... ”

“Pes adem kendüyi bilmek mücerred (soyut) Hakk’i bilmek gibidür... Zira ki mahluk (yaratik, yaratilmis), sifat-i Hak’dur. Çünki sifat rencide olir ise, zati dahi rencide olur. Çünki Akil Allahu Taala’nin terazisidir (Nisa Suresi, ayet 126). Gerekdür ki egri yola gitmeyüz. Hayr u ser fark ola, Esya-yi mahluk Halik’den ayri degüldür (yani yaratilmis nesneler-maddeler, yaraticisiyla birdir, ayri olamaz)... Yirde ve gökte her ne var ise adem (de)dür. Iste yirün gögün ‘Halifesi’ ‘adem’dür. Her ne ki istersen ademde bulinur.” (Kaygusuz Abdal, Vücudname’sinden)

Alevi inancinda Tanri dahil, evrende bulunan hersey insanda mevcuttur.

Seyyid Imadeddin Nesimi’den (ölm. 1404) birkaç dize ile bunu vurgulamakta yarar var:

Hak teala varligi ademdedir

Ev anundur ol bu evde demdedir...

Her ne yerde gökte var ademde var
Her ne ne ki yilda ayda var ademde var
Ne ki elde yüzde var kademde var
Bu sözü fehmetmeyen adem davar
Ey Hakk’i her yerde aydursun ki var
Sende bes Hak var imis Hak sende var...

Ve ayni yapitinda Kaygusuz Abdal sürdürmektedir:

“Zira insan yirün ve gögün halifesidür... Zira zahirde ve batinda yirde ve gökde ademden esref vücud (en serefli varlik) yokdur. Adem makbule’l vücud’dur. Ademoglu yerde ve gökte var olan cümle esyanin en güzidesidir. Ademden sirin nesne yokdur. Mazhar-i zatdur. Sair esyada bu kaabiliyet (diger nesnelerde bu yetenek) bulunmadi... anun için ademin hali cemi esyanin üzerine malikdür. Ve hem alemdür. Ve Hakk ile birdür. Cümleye hükmeyler. Ademin nihayeti yoktur ve kenari bulunmaz...”

Seyh Bedreddin (Varidat, s. 160-167) bunu tamamliyor:

“Insan saltik varligin (Tanri’nin) sadik ve parlak bir aynasidir. Bütün alem kendisini örgüleyen cüzleriyle birlikte sapasaglam bir insan gibidir. Insanin asil serefi ilahi isimlere mazhar olusudur. Insandaki algilarin, bilis ve tasarruflarin, gerek mücerredat (soyut alem) denilen ruhani seylerde, gerek onlarin daha üstlerinde bulunmasi imkansizdir. Saltik varlik için bu kamillik ancak insan mertebesinde hasil olur. Insan olgun bir (Tanri) mazharidir. ”

Pir Sultan Abdal, 16. yüzyil Anadolu’suna damgasini vurmus, Alevi-Kizilbas siyasetin yetistirdigi bir dava ozaniydi. Onun siirlerinde, kuskusuz çok iyi egitim görmüs büyük bilge Kaygusuz Abdal Sultan’in Batini-Alevi derin felsefesini - biraz yüzeysel de olsa birkaç siiri disinda - bulmak zordur. Bunlardan bir tek örnegi yeterli buluyoruz:

Birlik makaminda bir güzel gördüm

Leblerinin sekeri var kandi var

Âsiki çok imis aradim sordum

Nice bencileyin derdimendi var

Cemali geliyor hayalde düste
Canim asumanda kandilde arsta
Uzakta yakinda yeminde piste (yeminde:saginda, piste: önde)
Her nereye baksam Ali'm kendi var
Gâh bahçeye girer gülden görünür
Gâh mana söylesir dilden görünür

Gâh gönül evinde mihman görünür

Âsikina türlü türlü fendi var

(...)

Pir Sultan'im sever böyle dilberi

Bu cümle Cihanin yekta gevheri

Kahrin lutfun çeker ise gel beri

Sevdigimin nerde bir menendi var

Görüldügü gibi Pir Sultan’a göre Tanri, birlik (vahdet) makaminda oturan ve herkesin âsik oldugu bir dilberdir. Güzel yüzü hayallerimizde ve düsümüzde dolasir. Hem gökyüzünün dokuzuncu kati arstadir, yani çok uzaklarda; hem de yakinda, sagda-solda ve önde arkada, yani her nereye baksak orada görürünür ve bazan Ali’nin kendisi olur. Bahçeye girip güle dönüsür sevgili; sohbet edip mana söylesen dil görünür ve gönül evine konuk olup asigina tütrlü türlü nazlar yapar. Iste Pir Sultan’in Tanrisi evrende tek ve esi menendi bulunmayan, sonsuz bir askla sevdigi bu güzel dilberdir.

Pir Sultan Abdal düsünce ve inançlarini, duygularini, yalin ve sade bir Türkçe ile en anlasilir biçimde döneminin halk yiginlarina aktarmistir. Yukarida pek çok örneklerini verdigimiz Pir Sultan Abdal siirlerinin büyük bir kismi, onlari Osmanli zulmüne baskaldiri hareketi ve kurulusta Safevi devletinin sahiplendigi Kizilbas siyasetine çagridir; bu siyasetin propaganda araci olmustur.

Unutmayalim ki, Osmanli mutlak teokratik yönetimine karsi toplumsal baskaldirilarin temelinde sosyo-ekonomik nedenler yatmaktadir ve isyanci Kizilbas halklar çogunlugunun, Sünni halklardan baglâsiklari da az degildi. Saziyla ve sözüyle köy köy, kasaba kasaba ve yaylak yaylak dolasan Pir Sultan Abdal, Islamin zahiri ve batini inanç ilkeleriyle örgüledigi siirlerini bu topluluklara da okuyor ve okutuyordu.

Ilyas Üzüm’ün basta sözünü ettigimiz ve ayrica www.alewiten.com/edebiyat/ozanlar'da yayinlanmis olan “Allah bir Muhammed Ali’dir Ali: Pir Sultan’in Siirlerinde Tanri Anlayisi” baslikli yazisinda, Pir Sultan’in Ortodoks Islamin inancina esdeger bir Tanri anlayisi sergiledigini ileri sürdügü, daha dogrusu öyle sandigi bu siirlerinden dörtlükler vermektedir. Oysa, Ilyas Üzüm’ün bu anlamda irdelemeye aldigi dörtlükleri olusturdugu siirlerin tamami okundugunda, ayni siirde Ali tanrisalligini, Allah-Muhammed-Ali birligini de isledigi rahatlikla görülür. Açikçasi siradan bir Sünni Müslüman bunlari okudugu zaman kendi inandigi biçimde, siradan bir Alevi ise kendi inancina göre algilar. Yoksa Ilyas Üzüm’ün dedigi gibi “Pir Sultan’in Islâmi yeterince ögrenip kavrama imkâni bulamadigi için”, yani cahil bir köylü oldugu için, “bu deyislerinde çeliski ortaya çikiyor” filan degil, tam tersine siirlerini zahir ve batin inançli (Sünni ve Alevi) topluluklari pesinden sürükleyecek güçte etkili, bilinçli, anlasilir ve ustaca islemistir. Ilyas Üzüm’ün kendisi bile siirlerinden birinin bir dörtlügünü Pir Sultan’in (sözde) Sünni Tanri anlayisina, diger dörtlügü ise bilinçli olarak Ali tanrisalligi inancina kanit gösteriyor. Yazar makalenin basligini “... Pir Sultan’in Siirlerinde Tanri Anlayisi” koydugu halde, siirlerinde 343 kadar degisik adlariyla Tanri geçtigi için, Pir Sultan’in ortodoks Tanri anlayisina sahip oldugunu kanitlamak pesine düsmüs. Onun farkli bir Tanri inanci ve anlayisi olmasi kendisini neden rahatsiz ettigini anlamak olasi degil. Kuskusuz amaç, bu koca Alevi-Kizilbas ozanini, tipki Yunus Emre’yi ve Kaygusuz Abdal’i Sünnilestirmeye çalistiklari gibi, Sünni inanç dairesi içine sokma çabasidir.

Bu baglamda örnek gösterdigi dörtlüklerden bazilarini vererek durumu tam açikliga kavusturalim:

Bu dünyanin evvelini sorarsan

Allah bir, Muhammed Ali’dir Ali

Sen bu yolun sahibini ararsan

Allah bir, Muhammed Ali’dir Ali

Ilyas Üzüm bu dizelerde “sairin Allah’in birligi ve Muhammed Ali gerçeginin hem bu dünyanin evveli hem bu yolun gerçek sahibi ve kurucusu oldugunu belirtmektedir” diye bir saptama yaparken, nakaratin “Allah-Muhammed-Ali birligi” anlamina da gelecegini gözden kaçiriyor.

Yerle gök arasina nizamlar kuran

Ak kagit üstüne yazilar yazan

Engür serbetini Kirklara ezen

Allah bir Muhammed Ali’dir Ali

Ayni siirin bu dörtlügünü Ali tanrisalligina örnek gösterip, “buradaki dizelerde, yer ile gök arasina nizamlar kuranin Ali oldugunu söyleyerek, ona bir tür uluhiyet (tanrisallik) atfetmektedir” diyor. Bu kitadan böyle bir anlam çikarmak için, Kirklar cemini tanimak ve orada bir üzüm danesini ezip serbet yaparak Kirklara sunan kisinin Ali oldugunu bilmek gerekir. Gerçekte burada “Allah-Muhammed-Ali Birligi”dir, “yerle gök arasinda nizamlar kuran”.

Hak dergâhina varalim

Hub didarini görürüm

Bir Allah’a inanirim

Sah’a Padisah’a degil

Ilyas Üzüm’e göre, Pir Sultan bu dörtlügüyle, Sünni Tanri anlayisi içinde “kimseye degil, sadece Allah’a dua ettigini” söylüyor. O zaman, dergâha varip güzel didarini gördügü Hakk’in mazhari kimdir, diye sormazlar mi? Pir Sultan’in Tanrinin makamina varip, onun güzel yüzünü gördügünü söylemis olmasi, ortodoks (Sünni) inanç anlayisiyla hiç bagdasir mi?

Ilyas Üzüm’ün, Pir Sultan’in ortodoks Islam Tanri anlayisina sahip oldugunu kanitlamak (!) için verdigi birkaç dörtlüge ve dizelere daha bakalim:

Söyler Pir Sultan’im söyler

Hakk’in birligini birler

Dogmus bu aleme nurlar

Nur Muhammed Ali’nindir

***

Yaratmistir insan ile hayvani

Insanda emanet koydu bu cani

Üç yüz altmis alti Peygamber hani

Bize kor mu ya ondan olanlar

***

Hak bizi yoktan var etti

Sükür yoktan vara geldim

Yedi kat arsta asili

Kandildeki nura geldim

***

Hatice Fatima mihr-i muhabbet (mihr-i muhabbet:sevgi günesi)

Allahin kuluna edesin rahmet

Imam Hasan imam Hüseyin mürvet (mürvet: insanlik, yigitlik,mertlik)

Kalma günahlara mürvet ya Ali

***

Allah birdir Hak Muhammed Ali’dir

Anin ismi cümle âlem doludur

..............

Yukaridaki dizelerden Ilyas Üzüm’ün çikardigi sonuç ve yaptigi yorum su birkaç cümleden ibarettir:

“Pir Sultan Tanrinin birligine inanmaktadir. Insani ve hayvani yaratanin ve yoktan var edenin Hak oldugunu, yani Hakk’in yoktan varetme niteliginin bulundugunu belirtmektedir. Allahin, kuluna rahmet etmesini dilemektedir.”

Pir Sultan Abdal’in bes ayri siirinden seçilerek alinmis bu dörtlüklerin -birakiniz siirlerin tamamini incelemeyi - sadece birer dizesi yazari ilgilendirmekte ve bu dizelerle ozanin (sözde) Sünni Tanri anlayisina sahip oldugunu ortaya koyuyor. Böylece de :

“Pir Sultan’in deyisleri incelendiginde sairin Tanri’nin varligini benimsedigi, baska bir ifadeyle kesin sekilde bir tanri fikrine sahip oldugu görülür. Her ne kadar o dogrudan Tanri’nin varligini konu edinen siir yazmamissa da birçok deyisinde Tanri’ya atif yapmis, muhtelif vesilelerle onu anmis, basina gelen olaylari O’nun takdiri ile iliskilendirmis; bu suretle bir Tanri fikrine sahip bulundugunu net olarak ortaya koymustur”

diye genel bir yargiya variyor.

Pir Sultan Abdal’in, bir Tanri fikrine sahip bulunmadigini kim söylüyormus? Kuskusuz ki ozanimiz Tanriyi bir biliyor. Ancak, onun birlik (vahdet) anlayisi, yukarida uzunca anlattigimiz gibi, vahdet-i vücud, yani vücud ya da insan-Tanri birligi oldugu kadar, vahdet-i mevcud, yani varlik ya da doga-Tanri birligidir. Çünkü ona göre de herseyin kaynagi Tanridir ve Tanriya döner ve bu sonsuz dönüsüm hep sürecektir. Kaygusuz Abdal’in dedigi gibi; “Esya-yi mahluk Halik’ten ayri degüldir”, yani yaratilmis nesneler-maddeler, yaraticisiyla birdir; ayri olamaz, hersey Tanridir. Pir Sultan Abdal yukaridaki dörtlükte, alemi aydinlatan Muhammed-Ali’nin nuruyla bütünlesmis bir “Hakk’in birligini birlemekte”, onu dillendirmektedir.

Ilyas Üzüm’ün, Pir Sultan’nin “Allahin kuluna rahmet etme özelligini” dile getirdigini söyledigi yukaridaki dörtlük bir düvazimamdan alinmadir. Pir Sultan burada, “sevginin günesi Hatice ile Fatima’ya”, bu kutsal ana ile kizina; “Allahin kuluna edesin rahmet, yani merhamet edesin” diye yakariyor. Ama yazar, kafasinin estigi biçimde seçtigi dörtlügün tek dizesine anlam kaydirmasi yaparak, yorumlamaktan çekinmemistir. Pir Sultan siirlerinin analizini yapmakta, anlaminin çözüp yorumlamakta güçlük çeken bir kisinin, “hem sairin hem de onun mensubu oldugu kültürün inanç ve düsünce dünyasini tanimaya isik tutacak bu siirler ilmi tahlillere tabi tutulmamis;” demeye hakki yoktur. Ilahiyatçi yazarin, halk ozanlarinin siirlerini “tabi tuttugu ilmi tahlilleri” böyleyse, vay o ozanlarin haline. Ayni cümlenin devaminda söyledigi, “gerek bu kültüre gerekse saire belli ideolojik sartlanmalarla yaklasanlar seçmeci tavirla onun bazi deyislerini öne çikarmis; bu suretle Pir Sultan Abdal gerçek kimligiyle taninmamistir” sözlerine ne buyurulur?(1)

Vardigi asil sonuç ise, Pir Sultan Abdal’in Ali tanrisalligini isledigi siirlerinin ona ait olmadigini ve dolayisiyla, Osmanli'nin küfürün de ötesinde, idamlik suçlama saydigi “Rafizi, mülhid ve Kizilbaslik”tan onu akliyor (!). Ancak, yine da onun gayri Sünni bir kültüre mensup oldugunu yadsiyamiyor; yok eger siirler onunsa, Pir Sultan Abdal “Islami yeterince ögrenip kavrayamadigindan”, yani yazara göre bilgisizliginden dolayi bunlari yazmistir. “Ulastigi kanaat” iste bu. Ozanin inanç ve felsefesini tanimadigi ve yasadigi dönemin tplumsal ve siyasal yapilanmasini ögrenmek ya da görmek istemedigi için diyor ki:

“Diger taraftan saire nispet edilen az sayidaki bazi siirlerde onun Tanri ile Ali’yi özdeslestirdigi görülmüs, ama bunun Tanri ile ilgili öteki deyisleri dikkate alindiginda istisnai bir karakter tasidigi neticesine varilmistir. Ayrica sairin mensubu oldugu kültürde çok agirlikli olmamakla birlikte bu tür anlayislari çagristiracak yaklasimlar bulundugundan hareketle, bu tür siirlerin Islâmi yeterince ögrenip kavrama imkâni bulamadigi için eski anlayis ve geleneklerin bir çesit yansimasi, seklinde de anlasilmasinin yanlis olmayacagi kanaatine ulasilmistir. ”

Gafil kaldir gönlündeki gümani

Bu mülkün sahibi Ali degil mi

Yaratmistir on sekiz bin alemi

Irizgini veren Ali degil mi

(...)

Çar melunu gördügünü söyleyen

Magripten top atip Mesrikta tutan

On sekiz bin alemleri vareden

Ali’dir ki Sah-i Merdan Ali’dir

Bunlar ve benzeri Ali Tanrisalligina iliskin dörtlüklerin Pir Sultan Abdal’a ait oldugu kusku götürmez. Bu siirlerde Tanri ile özdeslestirilen Ali’nin elbetteki fiziksel varligi degildir. Bölümün basindan beri ozanin Tanri anlayisini anlatmaya çalismis ve bu anlayisin kaynaklari üzerinde durmustuk. Ama biraz daha özele indirerek açiklamaya çalisalim:

Pir Sultan Abdal’in siirlerinde “Ali’yi Tanri ile özdeslestirmesi”, tasavvufun, Tanrinin insanda görünüm alanina çikmasi, yani ‘insanda tecelli etmesi’ inancindan farkli bir Tanri anlayisi degildir. O, Allah-Muhammed-Ali üçlüsünü Tanrisal birlik (vahdet) gördügü gibi, onlari yaratici birligin birer parçasi olarak tek tek de Tanri diye çagirmakta sakinca görmemistir.

Bunu açiklamak için, Alevilik yaratilis mitosundaki kent ü kenz (gizli hazine) sirri ve Adem’den 14 bin yil önce yaratilmis Kandildeki Muhammed-Ali birlik nurunu uzun uzun anlatmak da gerekli degil.

Sen Hakki yabanda arama sakin

Kalbini pak eyle Hak sana yakin

Ademe hor bakma sözünü sakin (Adem: insan, adam)

Cümlesin ademde buldum erenler

Pir Sultan Abdal’da Ali tanrisalliginin, dörtlügünün ilk iki dizesinde belirledigi tasavvuftaki vahdet-i vücud (insan-Tanri birligi), son iki dizeye sigdirdigi vahdet-i mevcud (pantheism) inancindan farki yoktur. Bu çesit Tanri algilamasi olmasaydi, ne hümanizm yani insanseverlik, ne de doga-çevre sevgisi olusurdu.

Batini-Alevi inanç anlayisinda insan, Tanrinin yeryüzünde hem vekili, hem mazhari, hem de kendi parçalarindan bütüne ulasan birligidir; adi Tanri, Ali, Muhammed, Ehlibeyt beslisinin ya da Allah-Muhammed-Ali üçlüsünün birligi, Muhammed Hanefi, Hasim, Muhammed Bakir, Cafer, Ismail, Salman vb. olsun farketmiyor. Hepsi de birer insandir.(2) Ayrica Tanri kurtarici görevini verdigi dostlarinda, yani Velilerde-Imamlarda görünüm alanina çikar (manifestation). Ali, veliligin ve velilerin sahi (Sah-i Velayet), Imamlarin atasidir. Ve Batini-Alevi inancinda tüm zamanlarin / dönemlerin velileri, Imamlar ve kurtarici yüce kisiler (insan-i kamiller) Ali olarak nitelendirilir ve birer Tanrisal mazhardir; tek aydinlatici isik olan olan Tanrini parçalari ve yansimalaridir. Her siradan inanan da ‘Ali’nin hizmetinde bir Salman olmaya’ çaba gösteririr. Bu baglamda Pir Sultan Abdal’in da dilinden Ali hiç düsmez; yazimizin ilgili bölümlerinde görüldügü gibi, Haci Bektas da, Sah Ismail de Ali’dir. Kalender Sahi da, Seyyid Ali Sultani da Ali olarak nitelemekte. Onun siirlerinde “seher yelleriyle esen, dört kitabi yazan Ali’dir ve yezide batin kilincini çalan da Murtaza Ali’dir”. Ve der ki:

Ali’dir Allahin dostu

Hu dedi zülfikar kesti

Salman’a sünbül ü desti

Veren Murtaza Ali’dir

Bunlarla da kalmaz Pir Sultan, onunla bütünlesir, Ali olur ve Ali de kendisidir:

Pir Sultan’im su dünyaya

Dolu geldim dolu benim

Bilmeyenler bilsin beni

Ben Ali’yim Ali benim

ve

Gönül verdim ikrar verdim Hayder’e

Geçmem beni etseler pare pare

diyen Pir Sultan Abdal’i Ali’sinden koparmaya kimsenin gücü yetmez ve bir baska Pir Sultan Abdal da yoktur. Tanrinin çesitli adlarinin geçtigi siirler de, Ali’yi, tanrisallastiran siirler de ayni büyük Alevi halk ozani Pir Sultan Abdal’indir.

Yukarida da belirttigimiz üzere biz, birkaç Pir Sultan Abdal adini tasiyan halk ozani olduguna inanmiyoruz. Ancak, Kalender Sah’in “cümle âsiklarin atasi” olarak niteledigi Pir Sultan, Hatayi ve Kul Himmet’in bir çok siirleri birbirine karismis durumdadir. Ayrica Kul Hüseyin’inkilerin de karismis oldugunu söyleyebiliriz. Bu karisikligin bizce iki kaynagi vardir: Birincisi, siirleri sözlü ve müzikli olarak kusaktan kusaga aktaran Alevi dedeleri ve zakirlerin unutkanliklari ya da son dörlügü yanlis animsamalari, digeri ise siirleri Cönk’lere geçiren bilgiç (!) müstensihler, yani onlari kopya eden yazicilar.

Bölümün basinda söylediklerimizi yineleyerek sonuca varmak uygun olacaktir: Pir Sultan’in gönülevinde konuk eyledigi, özüne ortak oldugu; Ali’sinde gördügü Haci Bektas Veli’sinde kavustugu, Sah’inda ya da Pir’inde yansiyan “hub cemaline” âsik olarak secde edip yüz sürdügü sevgili Tanrisini, “mekândan münezzeh”, “görünmez, bilinmez” ve korku saçan Ortodoks Islamin soyut Tanrisiyla karistirarak savunmaya kalkisanlar, bu inancindan dolayi suçlama yapan ve asagilayanlar kadar ona hakaret etmektedir. Buna kimsenin hakki yoktur ve o kimse Alevi-Bektasi toplumunun da dostu degildir.

1 Seçmeci tavir suçlamasini büyük ölçüde bize yönelten bu yazarin, Pir Sultan’in ‘Ortodoks Islam tanri anlayisina sahip oldugunu’ kanitlama gayret ve telasi içerisinde siirlerinden seçtigi dörtlükleri de degil, sadece bazi dizeleri örneklemesini acaba hangi “ideolojik sartlanmalara” baglamak gerekir? Kaldi ki, Üzüm’ün sözünü ettigi “Görmedigim Tanri’ya Tapmam” kitabimizda Pir Sultan Abdal incelenmemistir. Imadeddin Nesimi’nin siirleri üzerinde yapilan yorumlardan (nakilci) kiyas yöntemiyle, bir Sultan Abdal’in Tanriya inanmadigini söyledigimiz anlami çikariyor. Islamin disindaki dinlerin, Sünnilik disi inançlarin Tanri anlayisina saygi göstermeyen ve hâlâ “dinsizlik, sapkinlik” gören zihniyete sahip kimselerin bugün bile Nesimi’nin derisini yüzmekten çekinmeyecekleri açiktir.

2 Bunlar, tarih boyu degismez dogmalara sahip ortodoks Islamin bidat ve sapkinlik olarak gördügü ve hiçbir zaman hosgörü göstermedigi anlayislardir. Egemen ortodoks yönetimler tarafindan, bu özgür inanç biçimlenmelerine egilim duyanlarin oluk oluk kanlari akitilmis, derileri yüzülmüs, birçogu da diri diri yakilmislardir. Ilk örneklemeler için "Imam Bakir ve Imam Cafer Çevresinde (8. yüzyil) Proto-Alevilik Kümelesmeleri ve Siyasi Muhalefet Hareketleriyle Iliskileri” makalemize bkz. www.alewiten.com/tarih/genel.


PIR SULTAN ABDAL’IN YETISTIGI TOPLUMSAL DÜZEN

Gülag Öz

Anadolu Selçuklu döneminde, her türlü toplumsal baskiya, agir vergi Mogol istilasina karsin dinsel anlamda bir hosgörü yasanirdi. Bunun kaynagi Horasan Erenleri olarak bilinen Alevi bilginlerinin, Anadolu’ya yerlesmesiyle olusan bir hareketin sonucudur. 1239’da Konya Selçuklu Sultam Giyasettin Keyhüsrev’e karsi yapilan Babailer Ayaklanmasinin, dinsel bir ayaklanma olmayip, Sultan ile Veziri Saadettin Köpek’in ülkeyi yasanamaz duruma sokmalari, hele hele Türkmenler’e karsi Acem kökenlilerini devlet yönetiminde tutup, halka baski yapmalarindan kaynaklanmaktadir. baba Ishak adli bir Eren’in örgütledigi hareket toplumsal bir halk hareketidir. Her ne kadar resmi tarihler bunun dini bir ayaklanma oldugunu yazsa da, güvenilir kaynaklar bu ayaklanmanin temelini de ekonomik etkenler oldugunu açik bir biçimde belirtmektedir.

Dinsel hosgörünün kaynagi, Anadolu Dedeleri (Erenler)nin bütün Türk topraklarina dagilarak kurduklari tekkelerde verilen egitimin sonucudur. Haci Bektas Veli, Baba Ilyas, Geyikli Baba, Barak Baba, Saltuk Baba, Mevlana Celalettin Rumi hümanist düsüncenin temsilcileriydi. Osmanli Devleti kurulusunun temelinde yatan bu felsefe küçük bir beylikken, kisa sürede genisleyerek, hem Türkler hem de Anadolu’nun yerli halklari tarafindan benimsenen bir devlet olmasinin özünü, bu Anadolu Erenlerinin yarattigi kültür olusturmaktadir. Alevi Ereni olan Edebali’nin kiziyla evlenen Sultan Osman, bu birikimin özünü çok iyi biliyordu. Osmanli devleti gelisip fetihler arttikça egemen sinif, agirliginin hizila artiriyordu. Sinir beyleri, feodal beyler ortaya çiktikça, halkin benimsedigi Erenler felsefesiyle çeliski de kendini gösteriyordu. Osmanli Sultanlari, Yavuz’dan önce her ne kadar feodal beylerle birlikte hareket etse de bu felsefenin direk savunucusuydular. Hatta 11. Murat’in Bektasi oldugunu dair tarihler gizleyememektedir. 15 12’de babasini katlederek iktidar erkini eline geçiren Yavuz Sultan Selim, feodal beylerle hizli bir isbirligine girdi. Misir’in fethi sirasinda Halifelik sanini da, eline geçirince, Anadolu’da olusan, hosgörüyü ve hümanizmi içinde barindiran Alevi düsüncesiyle dogal olarak aralarinda çeliski olustu. Feodal beyler, bu felsefeye sicak bakmiyorlardi. Bunun tersi de beklenemezdi. devlet yapisinda olusan Arap ve Acem egemenligi, Türkmen ve Türkleri ister istemez disliyordu. Yine bir Türk hükümdari olan Safevi Devleti’nin Sultan’i Sah Ismail’in Bektasi ve Alevi felsefesine yatkinligi, Arap ve Acem dili yerine Türkçe’yi resmi dil olarak benimsemesi, Anadolu’daki halk arasinda bir sicaklik yaratiyordu. Bunun farkinda olan egemen güç ve Halife Sultan Yavuz Selim, Anadolu için büyük bir tehlike olarak gördügü Sah Ismail’i yok etmeliydi. Bunun için de Anadolu’da Sah Ismail yanlisi olarak düsündügü Alevi Türkmenlerinden kimi kaynaklara göre doksan bin, kimi kaynaklara göre de altmis bin kisiyi katletmisti. Ayni zamandla iyi bir Türk sairi de olan Sah Ismail’in siirleri, Yavuz Selim’in askerleri arasinda ezbere okunur olmustu. Yavuz Selim’in bu yokedis harekati, bütün Anadolu topraklarinda uzun süreli olarak devam etti. Seyhülislam’in fetvalarinin artik ardi arkasi kesilmez olmustu. nerde bir Alevi var, orada ölüm fermanlari dolasir olmustu. Osmanli devleti artik bu gidisten geri dönemezdi. Çünkü egemen sinifin resmi ideolojisi durumuna giren Sünni anlayis Alevi düsüncesiyle ters düsüyordu. Bunun böyle olusmasini egemen feodal beyler istiyordu. Çikarlari bunu gerektirmekteydi.


Kentlerden hizla uzaklasan bu kesim, daglik ormanlik bölgelerde yasamlarini güçlükle sürdürmekteydi. Sünni düsünceyi benimseyen köylülerde bu sömürülmüslükten,ezilmislikten payini aliyordu. Dolayisiyla tümüyle ezilen, asker edilen, vergilendirilen kesim Alevisiyle, Sünnisiyle Anadolu halkiydi. Biçak kemige dayanan bu halk devletin baskisina karsi adim adim uyaniyordu. Sürekli isyan halinde olan bu Anadolu köylüsü bitip tükenmek bilmeyen, tarihte Celali Isyani olarak geçen, Celali ayaklanmalarinin basindan sonuna bir uzantisiydi. Bu ayaklanmalarin dinsellikten çok uzak, tamameu ekonomik kosullarin çekilmezligine karsi bir baskaldiridan baska bir sey degildi. Bu ayaklanmalarin nedeni Celali önderlerinden Kalenderoglu Mehmet söyle dile getiriyordu: “Osman ogullari mütegalibedir. Bunlar aleme cevr-i cefayi ziyade kildilar. Biçak kemige dayandi. Yeter dedik bu düzene, nice dilaverlerle el ele verdik Kismet olursa Üsküdar’dan gerisini Osmanli ya haram edecegiz, kismet onlardan yana çikarsa, nidelim, ettiklerimizin dillere destan olmasi yeter.

Feodal beylerin, zorbalarindan Osmanli valisi Hizir pasa’ya Pir Sultan Abdal söyle yanit vermektedir:

Yürü bire Hizir pasa
Senin de çarkin kirilir
Güvendigin padisahin
Bir gün o da devrilir

Sivas’in daglik bir köyü olan Banaz’da dogup büyüyen Pir Sultan Abdal; yasami süresince Osmanli’nin baskisini yasamis, halkin ezilmisligine, coplandigina, ürettiginin üçte ikisini’ vergi diye kadi ve mollalara gittigine tanik olmus, uzun süre halkin bu zorbaliktan nasil kurtulmasi gerektiginin bilincini kafasinda olusturmustur. Onun baskaldiri ve halki zulme karsi ayaklanmaya iten siirleri kisa sürede Anadolu halki arasinda yayildi.
Gelin canlar birlik olalim
Münkire kiliç çalalim
Yoksulun hakkin alalim
Tevekeltü tealallah

diyerek yoksullari bir araya toplamasi, Onlara önderlik etmesi, Istanbul’da oturan Sultan ve Anadolu’daki uzantilarini rahatsaz ediyordu. Pir Sultan Abdal’in varligi daha çok menfaatini köylülerden saglayan, kent yöneticilerini harekete geçirdi. Nasil olur da ayagi çankli bir köylü, beylere ve Halife Sultan!a dil uzatir, halki isyana çagirirdi. Pir Sultan Abdal, halki baskaldiriya hazirlarken, Anadolu’yu ve yurdunu Sultan’dan daha fazla düsünüyordu. Düsünüyordu ki halki ve ülkesinin huzuru ve mutlulugu ugruna canini vermekten kaçinmiyordu. Sabahattin Eyuboglu onun yurtseverligini su sözlerle dile getiriyor “Pir Sultan, seyh Bedrettin gibi, ondan daha da fazla, yurdunu, yiirdunun tasina, topragina, elden halkina ölesiye baglidir. çaginda Arap ve Acem hegomanyasina karsi oldugu siirlerinin diliyle bellidir.
Resmi tarihimiz onu halkina karsi isyanci olarak tanitmakta, yabancilarla isbirligi içinde göstermektedirler. Oysa farkinda olmasada günlük TV ve radyolardan Pir Sultan türkülerini okumadan geçemezler.geçilemiyor da. Ihanet konusunda yine Sabahattin Eyuboglu sunlari söylemektedlr:

“Halka ihanet etmis bir padisah, Padisaha ihanet etmis bir sairden daha az mi suçludur?” diyerek Pir Sultan Abdal’in gerçek kimligini ortaya koymaktadir.

Halki ugruna asilmis Pir Sultan Abdal’i, Sivas meydaninda tüm Osmanli beyleri, Pasalari, zaptiyeleri, mollalari, kadilari ve Pir’in halki izlemislerdir. Onun öldügüne tanik olunmasini herkes görmelidir. Görmeli ki Pir Sultan dinlemez, onlari bir daha isyana sürükleyemez. Ayni gün asildigini gözlemleyen halk, onun öldügüne inanmamis, elinde sazi, ayaginda çarigi, sirtinda heybesiyle yolculuk yaparken gördüklerini dilden dile anlatmislar.

Ben Musa’yim sen Firavun
lkrarsiz seytan-i lain
Üçüncü ölmem bu hain
Pir Sultan ölür dirilir
Iste onu asanlarin korkulu rüyasi budur. Pir Sultan’in ölüsü bile zorbalarin Iiuzurunu kaçirmaktadir. Pir Sultan’i korkutan, yildiran hiç bir sey yoktur. Inanci ugruna ölümü seçmesinin ötesinde ne vardir ki zaten. 0 gücünü halkindan, halkinin ezilmisliginden almaktadir. Yoksa ilahi bir güç ona ilham ve kuvvet vermemektedir. 0, herseyin özünün insanda oldugunu bilmektedir.

Pir Sultan Abdal’im sunda
Çok keramet var insanda
Bu keramet, onun önderligine güvence vermektedir. Bu büyük ozan, bütün siirlerinde isledigi, yol göstericilik, kurtulus, boyun egmeme, mizmizlanmama, teslim olmama, yag çekmemedir. Söyledlikleni her siir, dagdan cosarak akan bir sel gibidir. Bendinde durmadan tasar. Hedefine tökezleme yoktur. Pir Sultan, salt kavgaci da degildir. Iyi bir rençberdir, üretim yapan köylünün öküzünü düsünecek kadar da alçak gönüllüdür.
Öküzün damini alçacik yapin
Yas koman altina kuruluk serpin
Kosumdan kosuma gözlerin öpün
Rençberler hosça görün öküzü
Bir sevgilinin insanca degerlendirilmesini, ona yaklasimi da islemekte geri durmamistir.

Al yanaktan kirmizi gül dererken
Felek beni nazli yardan ayirdi
ölecegine de inanmaktadir. Ama zalimin elinden degil doganin yasasinin bir sonucuyla kara toprak olacaginin hesabini da unutmaz.
Su meydanda serilidir postumuz
Çok sükür Mevlaya gördük dostumuz
Birgün kara toprak bürür üstüiiiüz
Çürütür hey behli dilber çürütür
16.yüzyilda Pir Sultan Abdal’i Sivas meydaninda astilar. Pir Sultan bir daha türküsünü söylemesin istediler.

20.yüzyil, hem de son çeyregi. Sivas meydaninda bir kalabalik, onbinler toplandi yine. bu kez Pir Sultan’in türküsünü söylediler hep bir agizdan. Sivas’in bir Valisi de var bu ‘türkücülerin arasinda. Sivas her zaman Hizir Pasa banindiramaz ya.

Pir Sultan Abdal Kültür Dernegi, geçen yil 1992 Haziraninda Banaz’a onbinler topladi, senlik için. Banaz’dan Pir Sultan’a göndermeler yapildi. Yeniden yasatildi burada.

Arzuladim size geldim

Hünkar Haci Bektas Veli

Eiggine yüzler sürdüm

Hünkar Haci Bektas Veli

Pir elinden dolu içtim

Dogdum elinize düstüm

Ak cenneti gördüm geçtim
Hünkr Haci Bektas Veli


Güvercin donunda duran

Cümle eksiklikler bitiren

Bes Tasi sahit getiren

Hünkiar Haci Bektas Veli


Kirk Budak’ta sem’a’yanar

Dolusun içenler kanar

Asiklar sema döner

Hüna2r Haci Bektas Veli


Bahçende gördüm gülünü

Erenler sürsün demini

Imam Riza’nin torunu

Hünkar Haci Bektas Veli


Balim Sultan er köçegi

Keser kilinci biçagi

Cümle erenler gerçegi

Hünkar Haci Bektas Veli


Pir Sultan ‘im gerçek veli

Erenlerden çekmem eli

Oniki Imainin .seiveri

Hünkiar Haci Bektas Veli
Copyright © 2007- 2012 Karpinar Köyü Sitesi. All Rights Reserved